16 Ekim 2011 Pazar

Carvalhal'ı anlamak...

















Güntekin Onay ve Rıdvan Dilmen'in sunduğu 100% Futbol programının bu günkü konuğu hocamız Carlos Carvalhaldı ve sanırım bu program vesilesi ile bir çok Beşiktaş taraftarı hocamız hakkında ilk defa bu kadar çok fikir edinebilme şansı buldu. Şahsen her zaman Bernd Schuster ya da Vicente Del Bosque gibi büyük kariyerli ve egosu yüksek hocalardansa Hans Peter Briegel ve Mustafa Denizli gibi daha düşük profilli sayabileceğimiz hocaları takımımızın başında görmeyi tercih eden biriyim. Takımın başına "Büyük hoca" getirmenin şu ana kadar gördüğüm tek artısı takıma katılması muhtemel kariyerli yabancıların ikna sürecinde çok büyük artılarının olmasıdır (bkz. Rijkaard, Schuster vb.). Şahsen Carvalhal'ı da düşük profilli hoca tercihi olarak algılayıp hele ki kağıt üzerinde Tayfur hocanın yardımcısı olarak konumlardırdığımızda benim için sezon başı itibariyle bir sorun yoktu. Futbol üzerine akademik kariyer yapmış, Portekizde ciddi hocalık tecrübesi olan, düzgün bir kişiliği olduğunu gözlemlediğimiz bu "düşük profilli" hocanın bu noktada doğru tercih olduğunu düşünüyordum (takımdaki portekizli enflasyonunu da göz önünde bulundurunca). Şu anda hala kendisi hakkında negatif bir hüküm vermiş değilim ancak bu akşamki program ve yorumlarından çıkarttıklarım Beşiktaş kariyeri için umutlu olmamın yersiz olabileceğini gösteren şeylerdi ne yazık ki.

Madde madde, programda sorulan sorular üzerinden hocanın değindiği konulara ve bunlara yaklaşımına bakacak olursak dikkatimi çeken noktaları şöyle sıralayabiliriz:

-Geçen sezon Schuster'in bolca gündeme getirdiği "dar alanda oynamak" meselesi üzerine Avrupalı bir çok hoca gibi benzer düşüncelere sahip ama bana göre yanıldığı noktalar da var. Özetle kendisi; Türkiyede takımların blokları arasında büyük mesafeleri olduğunu, Avrupalı muadillerinin 25-30 metrede yapmaya çalıştıklarını bizlerin 70 metrede yaptığını, savunma ve hücum oyuncuları arasındaki büyük mesafe nedeniyle orta saha oyuncularının ekstra efor sarfetmek durumunda kaldığını söyledi. Hatta biraz abartıp ülkemiz oyuncularının İtalyan ligindekilere göre ortalama daha çok koştuklarını söyledi. Bu "dar alanda oynama" meselesinde bir çok kişi hem fikir olabilir, herkes Barcelona, Villareal ve Arsenal maçları izleyip hoş rüyalara dalabilir ancak takımın fizik olarak zorlanmasını bu oyun stiline bağlamak (ki kendisi bu nedenle çok yorulduğumuzu, fizik kondisyonumuzun bozulduğunu söyledi) bazı şeyleri atlamak olur. Özendiği(miz) oyun sistemi için de çok büyük fiziksel kalite gerekiyor zira oyunu 25-30 metrede oynamak için de 90 dakikaya yakın pres yapmak gerekiyor. hücum ve ortasaha oyuncularının oyunu o mesafelerde tutabilmeleri için ortalama 6-10 saniyede kaybettikleri topu kazanmaları gerekiyor. Yani; "Türkiyede bizim oynadığımız oyun fiziksel açıdan daha yorucu, ama Avrupada oynanmaya çalışılan oyun daha az yorucu" gibi bir olguya kesinlikle katılmıyorum. Bu konuyu sonlardırmadan hocanın bu görüşünü desteklemek için verdiği "Avrupa kupası maçlarında nasıl oynadığımızı gördünüz" örneğine de katılmadığımı belirtmek isterim zira o maçlarda da Beşiktaşın blokları arasında gayet büyük boşluklar ve kopukluklar vardı yani istenilen dar alandaki futbolu o maçlarda da sergileyemedik.

-15 Ekim 2011 Beşiktaş Kayserispor maçı gerçekten çok moral bozucu bir maç oldu. Hoca ısrarla bunun unutulacak bir maç olmadığını, çok dersler çıkaracaklarını ve yapılan hataları çok iyi bildiklerini söyledi. Gerçekten uzun zamandan beri ilk golü yedikten sonra bu kadar çabuk teslim olduğumuz bir maç görmemiştik ve bu çok moral bozucuydu. Rıdvan Dilmen'in oyuncuların maç seçtiğine yönelik iddialarını reddeden Carvalhal dünkü görüntüyü milli maç arası sebebiyle takımın sadece maçtan bir gün önce bir araya gelmesine ve olası bir konsantrasyon eksikliğine bağladı. Bunu güçlendirmek için söylediği bir şey ilginçti: "Amrabat'ın hazırladığı, yediğimiz ilk golün benzerini 2-3 kere kasetten izlettim ve 1-2 kere de antrenman sahasında uygulattım ama bu önlemlere rağmen yine de aynı golü yedik". Evet bunun yorumu çok farklı şekillerde yapılabilir hatta bu normal dahi karşılanabilir ama takımda bir koordinasyon ve konsantrasyon eksiği olduğu aşikar. Bu maçı değerlendirirken oyuncularına Gaziantep ve Bursaspor maçlarını örnek göstereceğini söylemesi ise hoşuma gitmedi zira o maçlar da takım son derece kötü bir oyun sergilemişti. O maçların dünkü maçtan tek farkı kırmızı kartlarla eksik kalmamıza rağmen Kayseri maçından daha çok mücade edilmesiydi. Hocanın nezdinde bu iki maç iyi bir oyun örneği teşkil ediyorsa vay halimize!

-Güntekin Onay'ın beklenen Fabian Ernst sorusuna politik bir cevap vererek kendisini karakter ve futbolcu kimliği olarak çok beğendiğini ve ileriki günlerde sık sık kullanacağını söyledi. Burada Güntekin Onay'ın Ernst'in kullanılmamasında yabancı kontenjanının etkisi var mı sorusuna ise bir anlam veremedim zira bu sezon ligde iki kere 5 yabancı ile sahaya çıktığımız maçlarda bile Ernst forma şansı bulamadı. Güntekin'in bu detayı atlamasına şaşırdım.

-Bir başka şaşırdığım nokta ise Carvalhal'ın Necip ile ilgili yaptığı gaf oldu. Güntekin Onay; Burak Kaplan, Onur Bayramoğlu, Muhammed Demirci, Atınç Nukan gibi genç oyuncuları kiraya yollayıp biraz maç tecrübesi kazandıklarında takıma adapte etmeye çalışmak gibi bir düşüncesi olup olmadığını sordu. Hoca ise, A2 maçlarında kendilerini oynattıklarını ama Aralık döneminde bir kaç oyuncuyu bu şekilde değerlendirebileceğini söyleyip ardından "Necip örneği bu konuda güzel bir örnek, kendisi bir dönem ikinci ligde oynayıp dönünce çok katkı sağlamış" dedi. Burada ciddi bir yanlış bilgilendirilme söz konusu olmalı zira ben Necip'in Beşiktaş dışında bir takımda oynadığını görmedim, duymadım!

-"Quaresma ve Simao klasik 4-3-3'ün ileri üçlüsünün kanat oyuncuları ama bizim sistemizdeki 4-2-3-1'e defansif desteklerindeki sıkıntı nedeniyle tam uyum sağlayamıyorlar" kısmen doğru bir yorum olabilir ama bunun bilincindeyken ve özellikle Simao'nun sezon başından beri 10 üzerinden 4'ü geçmeyen çok kötü formu devam ederken bu sistemde bu oyuncularda bu kadar ısrar etmek neden diye sorasım geldi kendisine.

-Programdan son olarak değinmek istediğim konu kendisinin ligimizdeki anormal takvim üzerine yaptığı yorumlar. Avrupa maçlarının da etkisiyle çok yoğun bi trafiğe girdiğimizi, akademik çalışmaları döneminde bu yoğun trafiğin oyuncular üzerindeki etkilerini araştırdığını ve sezonda bir kez 6 günde 3 maçın tolere edilebileceğini ancak biz bunu bir kere yaşamakla kalmayıp en az 2-3 kere daha karşılaşacağımız için bunun bizi fiziksel anlamda bekleyen bir tehlike olduğunu vurguladı.

Genel olarak takımdaki sorunların farkında olduğunu ve çözümlerini bildiğini, şu an paniğe kapılacak bir şey olmadığını söyeyen bir tavır içindeydi Hocamız. Bunun doğru olduğunu ümit edip bir kısmına "soru(n)lar..." başlıklı son yazımızda da değindiğimiz bazı soruları sorarak, git gide bayan bu uzun yazıyı sonlandırmak lazım:

*Diziliş handikaplarının ve bloklar arası mesafenin uzunluğunun getirdiği sıkıntıların farkındayken beklerin oyuna katkısını arttıracak önlemleri almayı düşünmüyor muyuz? Toraman 4 haftalık sakatlık sürecine girmese hala bek oynamaya devam edecek miydi? Beklerin verimini düşüren formssuz Quaresma ve Simao hala aynı şekilde sahaya sürülmeye devam edilecek mi?

*Takımdaki yıldız sıfatındaki oyuncuların bir şok etkisine maruz kalmaları için bundan sonraki haftalarda formaya aç ve belli bir standartta mücadele gücüne sahip Fabian Ernst ve Roberto Hilbert gibi oyunculardan faydalanmak iyi bir fikir değil mi?

*Şu ana kadar izlediğim performansı sonucu bonservisini almadığımıza dua ettiğim Sidnei'nin özellikle defans çizgi halindeyken düştüğü komik durumlar ve arkaya sürekli adam kaçırmasına bir çare üretemez miyiz? Toraman-Egemen-Sivok üçlüsü sağlıklı oldukları anlarda stoper ikilisi için başvurulması gereken ilk isimlerdir kesinlikle.

Önümüzde çok kritik maçlar var. Geçen sene hezimetin kıyısından döndüğümüz içerideki Kiev maçını canlı izleyen biri olarak özellikle bu maçtan çok çekiniyorum. Umarım Carvalhal takıma yapması gereken müdahaleler konusunda daha fazla gecikmez ve en azında kaybetse bile belli bir standartta mücade eden bir takımı saha görebiliriz.


1 yorum:

Ege Sezen dedi ki...

Yapılacak işler belli:

1) Demirören kovalanacak. Hem de döve döve... Parasına da el koyacaksın. Bu adamın Beşiktaş'a verdiği zararın tarifi yok, açıklayacak bir sözcük veya bir sıfat yok.

2) Maç seçen, kendini bir şey zanneden ne kadar futbolcu varsa takımdan yollayacaksın. Simao, Quaresma ve diğerleri bu takımdan gidecek. Biz başarılarımızı takım oyunuyla, altyapıdan çıkardığımız yıldızlarla kazandık. Sağlam bir yerli iskelete sahip olmadan, oturmuş bir futbolcu yetiştirme sistemine sahip olmadan kalıcı başarılar gelmez. Edu ne ulan, Sidnei kim ulan?

3)Senin de dediğin gibi, takımın başına işini iyi bilen ve başarıya aç teknik adamları getireceksin. Bana sorarsan bu adam ne Carvalhal ne de Tayfur ne de bir başkası. Sadece Ersun Yanal. Yeterli desteği verirsen Türkiye'de ne Terim efsanesi kalır ne de Denizli.

Peki bizim camia bunları gerçekleştirebilecek güçte mi? Hayır ve o yüzden ne yazık ki izlemekle yetiniyoruz.