kurumsal kimlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurumsal kimlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2011 Salı

Kartal Belirsizliği

http://spor.milliyet.com.tr/-besiktas-kartalini-degistirsin-/spor/spordetay/11.01.2011/1337783/default.htm

Yukarıdaki linkte geçen haber şöyle:

Beşiktaş’ın simge olarak Şah Kartalı’nı kullanması gerektiğini söyleyen Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi İlhami Kiziroğlu, “Çünkü bizde beyaz kafalı kartal yok” dedi.

HACETTEPE Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Kiziroğlu, Türkiye’deki yırtıcı kuş türlerinin önemli bir bölümünün neslinin tükenme tehditi altında olduğunu vurgulayarak, Beşiktaş’ın simge olarak Amerikan Kartalı yerine Şah Kartalı’nı kullanması gerektiğini söyledi.

Kiziroğlu, “Beşiktaş Kulübü’nün simgesi beyaz kafalı Amerikan Kartalı. Başkan Yıldırım Demirören bu simgeyi nesli tükenme tehdidi altında olan Şah Kartal’la değiştirsin. Bizde beyaz kafalı kartal yok, bizde Şah Kartal var. Bunu simge olarak kullansınlar” dedi.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın simgesinin de beyaz kafalı Amerikan Kartalı olduğunu ifade eden Kiziroğlu, “Hatalıydı ve onu değiştirdiler. Bütün yazışmalarda o vardı, şu anda bizim Şah Kartal var” diyerek Beşiktaş’ın simgesinin değiştirilmesini istedi.

NEDEN SİMGE KARTAL OLDU?

BEŞİKTAŞ 1940-1941 sezonunda haftalar ilerledikçe puan farkını açar. Bitime 5 hafta kala rakip Süleymaniye’dir. Beşiktaş farklı önde olmasına rağmen atak üstüne atak yapar. İşte o sıralarda tribününden bir ses yükselir, “Haydi hücum edin Kara Kartallar.” Siyah beyazlıların 6-0 kazandığı bu maçın ardından, Beşiktaş’ın sembolü Amerikan Kartalı olur.


Kartal Yuvası'nın websitesini ziyaret ettiğimizde sayın Kiziroğlu'nun ve gazetenin iddialarını doğrulayacak şu bannerı görmekteyiz. Bannerda bir Amerikan Kartalı illüstrasyonu görüyorsunuz:


Yanlış hatırlamıyorsam Beşiktaş TV de Amerikan Kartalı modellemesi içeren şöyle bir logo da kullanılmıştı:


Klübün resmi sitesinde ise Kara Kartallar efsanesi kapsamında şunlara yer verilmiş:

Son iki sezonun şampiyonu Beşiktaş, 1940-41 sezonuna gençleştirilmiş ve yenilenmiş kadrosuyla girer. Haftalar ilerledikçe puan farkını açan Beşiktaş, ligde liderliğini sürdürmektedir. Bitime 5 hafta kala rakip Süleymaniye’dir. 19 Ocak 1941 Pazar günü Semih Duransoy’un hakemliğini yaptığı Şeref Stadı’ndaki maça Beşiktaş şu kadro ile çıkar: Faruk, Yavuz, İbrahim, Rıfat, Halil, Hüseyin, Şakir, Hakkı, Şükrü, Şeref, Eşref. O sezon bütün maçlarda olduğu gibi, Takımımız yine muhteşem bir oyun ortaya koyar. Maçın ikinci yarısının ortalarıdır. Beşiktaş takımı farklı önde olmasına rağmen rakip kaleye bitmek tükenmek bilmeyen hücumlar gerçekleştirmektedir. İşte o sıralarda Beşiktaş’ın akın yönü olan Şeref Stadı’nın Atatürk panosu bulunan tarafındaki tribününden bir ses yükselir: “Haydi Kara Kartallar. Hücum edin Kara Kartallar”... Şeref Stadı’nı dolduran binlerce taraftar ve maçı takip eden gazeteciler, çınlayan sesle donup kalmıştır. Son derece isabetli bir benzetmedir o anda yapılan. O sezon rakiplerini ezip geçen Beşiktaşlı futbolcuları “Kara Kartal”dan, oynadıkları futbolu “Kara Kartal gibi hücum etmek”ten başka bir şekilde tarif etmek mümkün değildir. Tribünlerden gelen sesin sahibi Mehmet Galin isimli bir balıkçıdır.

Voleci Şeref lakabıyla maruf Şeref Görkey’in voleyle attığı 3 muhteşem gol ve kaptan Hakkı’nın, Şakir’in ve Şükrü’nün birer golüyle sahadan 6-0 galip ayrılırlar.

Bu maçın ardından, Beşiktaş’ın sembolü “Kara Kartallar” olmuştur.


Burada bir kartal türü tanımı yok. Bildiğim kadarıyla Kartal illüstrasyonunu içeren logo varyantı olarak aşağıdaki görsel kullanılıyor. Yapılış tarihini bilmemekle birlikte uzun süredir bildiğim bir görseldir:


Klübün resmi sitesinde Kartal Yuvası mağazalarının adreslerini içeren şöyle bir link var ve bu linkte açılan banner da şu şekilde:


2009-2010 baklava desenli formada kullanılan logo:


Gördüğünüz gibi aynı imaj farklı yerlerde kullanılıyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Çeşitli ürünlerde bu logo kullanılıyor.

Yüzüncü yıl logosu ise, hangi türe ait olduğu belli olmayan bir kartal illüstrasyonuna sahip:

 
Merak ediyorum:

1) "Kara Kartal"dan kasıt gerçekten Amerikan Kartalı mıdır? Değilse hangi kartal türüdür? Ben farkında değildim ama Beşiktaş'ın eski yönetimleri ve şimdiki yönetimi bu durumun ne kadar farkındaydı ve şu anki farkındalık düzeyleri nedir? Resmi sitede ve ürünlerdeki kartal illüstrasyonlu logo kimin eseridir? Hangi kartal türünden yola çıkılarak bu görsel ürün ortaya çıkarılmıştır? Açıkçası bu konuya dikkat edildiğini düşünmüyorum.


2) Yerellikten yola çıkılarak bir kimlik oluşturma gayesindeseniz, bu bağlamda bu coğrafyada yer alan bir kartal türünü sembol olarak kullanmak daha mantıklıdır. Eğer sayın Kiziroğlu'nun da ifade ettiği gibi gerçekten Şah Kartalı Türkiye'de tehdit altında olan bir tür ise, soyu tükenmekte olan bir canlıyı koruma kapsamında; "bilinçli taraftar" yetiştirmeyi, üniversiteler ile çeşitli konularda fikir alışverişine gitmeyi tüzüğünde kendine amaç olarak belirtmiş Beşiktaş, bu bağlamda böyle bir girişimde bulunabilir mi?

Fikrimce aslolan şey ortada net bir kurumsal kimlik tarifinin olmayışıdır.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Deplasman Forması ve Beşiktaş'ın Kırmızısı

Türkiye’de benim kuşağımdaki birçok insan TRT’de yayınlanan “Avrupa’dan Futbol” programıyla Avrupa futbolu hakkında ilk kez bilgi sahibi olmuştur. Benim hatırladığım kadarıyla program jeneriğinde çeşitli maçların ve meşaleli tribünlerin görüntüleri harmanlanıp sunulur ve jeneriğin arka planında her duyduğumda tüylerimi diken diken eden muhteşem bir parça vardı. O “dın... dın dın” diye başlayan... İtalya Ligi özet görüntülerine geçilmeden önce ise gösterilen özel jenerikte Johan Pachelbel’in “Canon in D”si eşliğinde tarihi binalar ve bir trafik polisinin görüntülerini hayal meyal hatırlıyorum. Zaman 90’ların başıydı.

“Avrupa’dan Futbol” bana sadece Avrupa liglerindeki golleri göstermedi, takımları da tanıttı bir şekilde. Takımları tanıtırken dolaylı yoldan “deplasman forması/alternatif forma” kavramı ile tanışmamda da önemli bir rol oynadı, her ne kadar bu fenomenin varlığını gerçekten kavramam biraz daha sonraki zamanları bulsa da. Mesela, Barcelona’nın Sampdoria’yı mağlup ettiği Şampiyon Klüpler Kupası Finali’ndeki turuncu ağırlıklı forması, 1993’teki Kupa Galipleri Kupası’ndaki Beşiktaş-Ajax eşleşmesinde Amsterdam’da bizimkilerin giydiği o ünlü mor forma ve İnönü’de Ajax’ın giydiği gri-siyah forma ekran karşısında şaşırmama sebep oluyordu. Manyak mıydı bu adamlar? Niye kendi renklerinden başka renklerdeki formalar ile sahaya çıkıyorlardı? Niçin Blackburn’ü bir deplasman maçında klasik lacivert-beyaz parçalı forma yerine kırmızı-siyah forma ile görüyordum? Southampton, St. James’ Park’a kırmızı beyaz ince çubuklu yerine niye sarı-lacivert çubuklu forma ile çıkardı? Anlam veremiyordum ama işte soracağım birileri de yoktu veya ben böyle bir şeye dikkat çektiğimde kimseden bir reaksiyon da alamıyordum. Sonradan kendi kendime tespiti yapmıştım. Bu takımlar, bu “tuhaf” formaları kendi sahalarındaki maçlarda değil, rakip sahada giyiyorlardı. “Deplasman forması”ydı giydikleri.

Avrupa’daki pek çok ligte ve pek çok takımda böyle bir alışkanlık var gözlemlediğim kadarıyla. Hatta pek çok takımın klasik veya zaman zaman değiştirdikleri ama yine de belli olan renklerde piyasaya sürdükleri deplasman formaları var. Örneğin, geçen seneki sarı renkli Chelsea forması kaç sezondur piyasada yoktu, ama bundan 11 sene önce Zola oynarken de vardı. Bundan başka, Arsenal’in sarı deplasman forması ise klasiktir ve çok bilinir, hemen hemen onlar için değişmez bir deplasman formasıdır. Barcelona bazen turuncuya döner, bazen de sarıya. Manchester United, gri de kullanır, lacivert de... Ajax, yeşile de döner griye de... Bu renklerin kullanılmasına ilişkin birtakım gerekçeler de var. Kimi, klübün tarihi içerisindeki birtakım olaylara, bazıları da armalardaki bazı detay renklere referans gösterilerek yapılır. Bu forma türünün asıl varoluş nedeni de aslında bellidir: Ürün çeşitlerini arttrıp, farklı müşteri zevklerine hitap etmek ve klübe para kazandırmak. Tabii ki “tarih” de bu varoluş sürecinde meşrulaştırma aracı olarak kullanılır. Neyse daha fazla uzatmayayım.

Beşiktaş’mızın da böyle bir alternatif forması mevcuttur. Bu forma için ise kabul edilen bir gerekçe ise şu tarihsel iddiadan kaynaklanıyordu. Gürel Yurttaş, 1995’te piyasaya çıkan “Kartal’ın Pençesi” adlı kitabında, klübün kuruluş yıllarındaki forma renklerinin kırmızı-beyaz olduğunu fakat Balkan Savaşı ile kaybedilen toprakların yarattığı acı nedeniyle kırmızı yerine siyahın kullanılmasının ve kaybedilen topraklar geri alınana kadar bu durumun böyle sürmesi gerektiğinin kabul edildiğini ifade etmiştir. Bu kitap çıkmadan önce de bu iddia biliniyordu ve dile getiriliyordu. Yanlış hatırlamıyorsam üç sezon üst üste şampiyon olduğumuz sezonlardan birisinde İstanbul’da oynanacak bir Altay maçı öncesinde takım ilk defa kırmızı rengin de yer aldığı bir forma giymişti. Hatta formalar yetişene kadar maçın başlaması da gecikmişti diye biliyorum. O akşam haberlerde bu Balkan Savaşı gerekçeli iddiayı öğrenmiştik. O formanın nasıl bir şey olduğunu tam olarak hatırlamıyorum. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa kırmızı ince çizgilerin yer aldığı bir çubuklu forma idi.

Resmi sitedeki tarihçe bölümünde verilen bilgiler ise bu Balkan Savaşı iddiasını yalanlıyor. Yani bizim aslında hiçbir zaman kırmızı rengimiz olmamış. Resmi sitedeki tarihçeye ilişkin bilgilerde ise Vala Somalı, Mehmet Durupınar ve Tuğrul Yenidoğan’a ait dokümanlardan faydalanılmış. Tabii ben bu konuda bir araştırma yapmayıp, yeterli kaynak okumadığımdan dolayı bir şeyler söyleyecek, iddialar ortaya atacak durumda değilim. Bu arada resmi siteye de tam anlamıyla güvenemiyorum çünkü armasında ay-yıldız olan tek klüp Beşiktaş olarak ifade edilmiş. Yanlış. Karşıyaka ve Kasımpaşa’nın armalarında da ay-yıldız vardır.

90lı yılların ortalarından 2004-2005 sezonuna kadar kırmızı formayı zaman zaman kullandık. Bu sezondan sonra kırmızı forma giymedi takım. Bu forma için “uğursuz” dendi ki tam anlamıyla saçma bir önerme. Ama post-modernizmin insanları metafiziğe, totemlere sürüklediği bir dünyada ise bu çok normal bir davranış. Ayrıca “Erkek adam renkli takım tutmaz.” gerekçesi de var ki kendince erkekliği belli bir normatif düzene sokan, sakat bir önermedir. Ama bizim lümpenleşme katsayısı müthiş hızlı bir şekilde artan toplumumuzda ne yazık ki bu tarz söylemler doğaldır, ruhumuza işlemiştir. Bu gerekçelere katılmam ise söz konusu olamaz.

İstemeden de olsa ben de para harcatan düzene alet oluyorum şu yazacaklarımla. Beşiktaş, kırmızı formayı alternatif olarak kullanmalıdır. Önemli bir gerekçe görürüz burada Türkiye Futbol Federasyonu’nun, 1952’de Yunanistan ile oynanacak maç için Beşiktaş’a milli takımı temsil etme görevini verdiğini öğreniyoruz kaynaklardan. Ayrıca şu zamana kadar da bu olayın bir benzeri daha yaşanmamış. Beşiktaş’ımız o günün şerefine atfen armasında Türk Bayrağı’nın taşıma hakkını kazanmış. Bütün bu tarihsel gerçekleri gözönüne aldığımızda kırmızı formanın sıradan bir deplasman forması olarak değil; geçmişin hatırasına, gurur duyulacak bir tarihe duyulan saygıyı sergileme açısından önem arz ettiğini düşünüyorum. Tıpkı Juventus’un, klüp kurucularının ilk belirlediği renklere karşı duyulan saygıyı ifade etmek için bir dönem kullandığı pembe deplasman forması gibi...

Yönetim, kırmızı formanın yaratacağı ürün çeşitliliği mi yoksa kırmızı formaya yer vermeyip “erkekliğe” yapılacak vurguyu güçlü bir şekilde sürdürmek mi daha fazla kar getirecek diye sıkı sıkıya hesap kitap yapıyor olabilir. Tabii son yıllarda oldukça yükselen milliyetçilik olgusunu da göz önünde tutup kırmızı formayı yukardaki tarihsel gerçeklerle süsleyip satmayı düşünmeleri ve böylece olası bir “Erkek adam renkli takım tutmaz.” tepkisine karşı meşru bir cevap vermek istemeleri de ihtimal dahilindedir zannedersem. Aslında bunu düşündüklerini ise hiç sanmıyorum. Öncelikli olarak “erkek egemen” söylemi benimseyeceklerdir. Bütün bunları yazarken de şunu belirteyim. Klübün içinden herhangi bir bağlantım yok. Dolayısıyla fikirlerimi teyit ettirebileceğim veya en azından bunlara dair ipucu niyetine sunabileceğim herhangi bir bilgi yok.

Son olarak bu formanın geçmiş yıllarda kullanılış biçimindeki bir düzensizliğe dikkat çekmek istiyorum. Rakip takımlarla renk kargaşası ihtimali olmayan çok çeşitli zamanlarda bile İnönü’de takımın kırmızı forma ile sahaya çıktığını gördüm. Kırmızı forma İnönü’de giyilmemelidir çünkü iç saha formamız doğal olarak siyah-beyaz renklerden oluşmalıdır. Bu anlamda bazı şeylerin ayrımı da iyi yapılmalıdır. Kırmızı forma ancak bir deplasman forması alternatifi olarak karşımıza çıkmalıdır.