Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2011 Salı

Kartal Belirsizliği

http://spor.milliyet.com.tr/-besiktas-kartalini-degistirsin-/spor/spordetay/11.01.2011/1337783/default.htm

Yukarıdaki linkte geçen haber şöyle:

Beşiktaş’ın simge olarak Şah Kartalı’nı kullanması gerektiğini söyleyen Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi İlhami Kiziroğlu, “Çünkü bizde beyaz kafalı kartal yok” dedi.

HACETTEPE Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Kiziroğlu, Türkiye’deki yırtıcı kuş türlerinin önemli bir bölümünün neslinin tükenme tehditi altında olduğunu vurgulayarak, Beşiktaş’ın simge olarak Amerikan Kartalı yerine Şah Kartalı’nı kullanması gerektiğini söyledi.

Kiziroğlu, “Beşiktaş Kulübü’nün simgesi beyaz kafalı Amerikan Kartalı. Başkan Yıldırım Demirören bu simgeyi nesli tükenme tehdidi altında olan Şah Kartal’la değiştirsin. Bizde beyaz kafalı kartal yok, bizde Şah Kartal var. Bunu simge olarak kullansınlar” dedi.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın simgesinin de beyaz kafalı Amerikan Kartalı olduğunu ifade eden Kiziroğlu, “Hatalıydı ve onu değiştirdiler. Bütün yazışmalarda o vardı, şu anda bizim Şah Kartal var” diyerek Beşiktaş’ın simgesinin değiştirilmesini istedi.

NEDEN SİMGE KARTAL OLDU?

BEŞİKTAŞ 1940-1941 sezonunda haftalar ilerledikçe puan farkını açar. Bitime 5 hafta kala rakip Süleymaniye’dir. Beşiktaş farklı önde olmasına rağmen atak üstüne atak yapar. İşte o sıralarda tribününden bir ses yükselir, “Haydi hücum edin Kara Kartallar.” Siyah beyazlıların 6-0 kazandığı bu maçın ardından, Beşiktaş’ın sembolü Amerikan Kartalı olur.


Kartal Yuvası'nın websitesini ziyaret ettiğimizde sayın Kiziroğlu'nun ve gazetenin iddialarını doğrulayacak şu bannerı görmekteyiz. Bannerda bir Amerikan Kartalı illüstrasyonu görüyorsunuz:


Yanlış hatırlamıyorsam Beşiktaş TV de Amerikan Kartalı modellemesi içeren şöyle bir logo da kullanılmıştı:


Klübün resmi sitesinde ise Kara Kartallar efsanesi kapsamında şunlara yer verilmiş:

Son iki sezonun şampiyonu Beşiktaş, 1940-41 sezonuna gençleştirilmiş ve yenilenmiş kadrosuyla girer. Haftalar ilerledikçe puan farkını açan Beşiktaş, ligde liderliğini sürdürmektedir. Bitime 5 hafta kala rakip Süleymaniye’dir. 19 Ocak 1941 Pazar günü Semih Duransoy’un hakemliğini yaptığı Şeref Stadı’ndaki maça Beşiktaş şu kadro ile çıkar: Faruk, Yavuz, İbrahim, Rıfat, Halil, Hüseyin, Şakir, Hakkı, Şükrü, Şeref, Eşref. O sezon bütün maçlarda olduğu gibi, Takımımız yine muhteşem bir oyun ortaya koyar. Maçın ikinci yarısının ortalarıdır. Beşiktaş takımı farklı önde olmasına rağmen rakip kaleye bitmek tükenmek bilmeyen hücumlar gerçekleştirmektedir. İşte o sıralarda Beşiktaş’ın akın yönü olan Şeref Stadı’nın Atatürk panosu bulunan tarafındaki tribününden bir ses yükselir: “Haydi Kara Kartallar. Hücum edin Kara Kartallar”... Şeref Stadı’nı dolduran binlerce taraftar ve maçı takip eden gazeteciler, çınlayan sesle donup kalmıştır. Son derece isabetli bir benzetmedir o anda yapılan. O sezon rakiplerini ezip geçen Beşiktaşlı futbolcuları “Kara Kartal”dan, oynadıkları futbolu “Kara Kartal gibi hücum etmek”ten başka bir şekilde tarif etmek mümkün değildir. Tribünlerden gelen sesin sahibi Mehmet Galin isimli bir balıkçıdır.

Voleci Şeref lakabıyla maruf Şeref Görkey’in voleyle attığı 3 muhteşem gol ve kaptan Hakkı’nın, Şakir’in ve Şükrü’nün birer golüyle sahadan 6-0 galip ayrılırlar.

Bu maçın ardından, Beşiktaş’ın sembolü “Kara Kartallar” olmuştur.


Burada bir kartal türü tanımı yok. Bildiğim kadarıyla Kartal illüstrasyonunu içeren logo varyantı olarak aşağıdaki görsel kullanılıyor. Yapılış tarihini bilmemekle birlikte uzun süredir bildiğim bir görseldir:


Klübün resmi sitesinde Kartal Yuvası mağazalarının adreslerini içeren şöyle bir link var ve bu linkte açılan banner da şu şekilde:


2009-2010 baklava desenli formada kullanılan logo:


Gördüğünüz gibi aynı imaj farklı yerlerde kullanılıyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Çeşitli ürünlerde bu logo kullanılıyor.

Yüzüncü yıl logosu ise, hangi türe ait olduğu belli olmayan bir kartal illüstrasyonuna sahip:

 
Merak ediyorum:

1) "Kara Kartal"dan kasıt gerçekten Amerikan Kartalı mıdır? Değilse hangi kartal türüdür? Ben farkında değildim ama Beşiktaş'ın eski yönetimleri ve şimdiki yönetimi bu durumun ne kadar farkındaydı ve şu anki farkındalık düzeyleri nedir? Resmi sitede ve ürünlerdeki kartal illüstrasyonlu logo kimin eseridir? Hangi kartal türünden yola çıkılarak bu görsel ürün ortaya çıkarılmıştır? Açıkçası bu konuya dikkat edildiğini düşünmüyorum.


2) Yerellikten yola çıkılarak bir kimlik oluşturma gayesindeseniz, bu bağlamda bu coğrafyada yer alan bir kartal türünü sembol olarak kullanmak daha mantıklıdır. Eğer sayın Kiziroğlu'nun da ifade ettiği gibi gerçekten Şah Kartalı Türkiye'de tehdit altında olan bir tür ise, soyu tükenmekte olan bir canlıyı koruma kapsamında; "bilinçli taraftar" yetiştirmeyi, üniversiteler ile çeşitli konularda fikir alışverişine gitmeyi tüzüğünde kendine amaç olarak belirtmiş Beşiktaş, bu bağlamda böyle bir girişimde bulunabilir mi?

Fikrimce aslolan şey ortada net bir kurumsal kimlik tarifinin olmayışıdır.

6 Haziran 2010 Pazar

Tehlikenin Farkında Mısınız II



Türkiye'de Youtube'a 3 yıldan, Beşiktaş'a ise 6 yıldan fazla bir süredir erişim sağlanamıyor.

Tehlikenin Farkında Mısınız

30 Mayıs 2010 Pazar

"Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi"


Aslında her şey birdenbire Bertan'ın 9 Ekim 2008'de Facebook'tan beşimize birden attığı mesajla başladı:

"allahim sinan engin gitmis sonunda, zil takip oynayacam simdi lan. oh be ohhhh"

Mezuniyet sonrası birbirinden ortam bağlamında kopmuş olan beş kişiyi bir araya getirme yolundaki kıvılcımdı bu ifadeler. Aklına bir şeyler gelen anında görüntü yaklaşımıyla üst üste mesajlar attı. Beşiktaş eksenliydi tabii ki mesajlaşmalar. Neler yazılmadı ki :)

"KAra BelA nerelerdesin? bi ses ver ulan??"
"Ulan Denizli 3-4-3 oynatmış."
"butun takimi postaladin lan."
"serkan bu arada mallorca'larda ne canlar yaktin hala onun hikayesini duyamadik soyliyim. heralde islam dunyasinin eserlerini ziyaret etmedin taa oraya kadar gidip?"
"del piero geçen hafta sonu yine frikikten asmış. tuncay kod mu gömdün olm adama :) otomatiğe bağladı gördü mü lambalıyor :)"
"Zamanında bu Cim-Bom mavi renkli penye tişörtü deplasman forması diye giydi."
"5 mayıs 2007 bjk-fener maçından sonra gittiğimiz bir yer vardı, hatırladın mı? Orta yaşlı düzgün Türkçe konuşan Rus bayan garsonu vardı."
"ya bu arada bu serkanin sepia derbeder profil resmi beni bitirdi"
"ulen rastanı kazıt bakalım seni de göreceğiz bertan efendi:)) "


Başlayan mesajlaşmalar zinciri ile hiç öngöremediğimiz bir biçimde bu blogun temeli atılıyordu. Hepimiz takımı nasıl oynatacağımız konusunda ahkam keserken, bir yandan da çok ilgisiz şeylerden bahsettiğimiz de oluyordu. Ayarsız hafızam ile mesela durup dururken aklıma gelmişti Ahmet-Hakan-Ayşe'nin Çilli Bom şarkısı ve çektikleri fantastik klip :) Sergen, Şifo, Alpay, Sertan, Şener, Mosheu, Bolic... Serkan'ın Real Madrid temalı, Ahmet Abi soslu mesajları, Tuncay'ın orjinal küfürleri, Bertan'ın linkleri, Alican'ın UEFA gözlemcisi hali :)

Mesajlar birbirini takip etti, küçük bir forum kıvamına gelmişti artık ve bir süre sonra bir mecra belirleme aşamasına gelindi. "Newsgroup" tarzı bir oluşum düşünüldüyse de neticede blog açma fikrinde uzlaşıldı. Serkan'ın askere gitmesiyle blogun yayına girme tarihi mayıs sonuna ertelendi. Meğerse şampiyon olduğumuz gün olan 30 Mayıs 2009'da blogun ilk postunu göndermek kısmet olacakmış :) Blogun adı hususunda okuldaki "newsgroup"umuzun adı olan SUBJK'da karar kılındı.

SUBJK'nın öncesi hakkında ise biraz geriye gidelim.

Mevcut ekip içerisinde okula ilk giren benim ve ilk yılımda (2000-2001) TV odalarından birinde bir yuvarlak masanın etrafında 5-6 Beşiktaşlının toplanmasıyla başlamıştır bu oluşum. Sayımız o kadar azdı ki, bizim de bir "newsgroup"umuz olsun diye bir girişimde bulunmamıştık :) 2001'de okula giren ve sayılı Sabancı fenomenlerinden biri olan Tuncay'ın heyecanı sayesinde SUBJK adında bir newsgroupa sahip olduk.

Okulun bu tarz organizasyonlara destek vermemesine sayımızın azlığının eklenmesiyle birlikte pek faal bir grup olamadık hiçbir zaman ancak 2002'de Alaves maçı için İnönü'ye bir otobüs dolusu insan olarak yaptığımız çıkarmayı, 2004'teki Bilbao maçında stada giderken arkamdan gelen mahşeri bir Sabancılı Kartallar kalabalığını hayatım boyunca unutmam mümkün değil. Blogtaki "Geçmiş Zaman Olur Ki" ve "Geçmiş Zaman Olur Ki II" başlıklı postlar da o zamanlardan aklımızda yer etmiş bazı anları anlatıyor.

Şu an eskisi kadar yoğun olmasa "Gün Bayram Günüdür" başlıklı facebook mesajlaşmalarımız ile bunun ürünü olan blogumuz devam ediyor.

Tam bir yıl geçmiş, umarım soluğumuz kesilmez :)

6 Eylül 2009 Pazar

Tarihsizlik


Türk futbolunun kimlik ediniminde bu kadar köklü kulüplere rağmen en büyük yaradır tarihsizlik. Ne demek istiyorum? Nispeten yeni kulüplerden, en eski olan 3 büyük kulübümüze kadar, hiç birinin tarihi, kurumsal gelişimi doğru düzgün belli değildir.

Biraz geç kalsam da, bu konuda yazmaya Ege'nin deplasman formalarıyla ilgili yazısı üzerine karar vermiştim. Ege orada Beşiktaş'ın renkleriyle ilgili klasik geyik olan kırmızı-beyazdan ve doğru olup olmadığını bilmediğinden bahsetmişti.

İşin acı tarafı, bu masal 100. yıl için tarih araştırmalarını Tuğrul Yenidoğan yapana kadar resmi sitede de yazıyordu, ancak onun uğraşlarıyla düzeltildi. Öncelikle üstüne basa basa söylemek gerek, Beşiktaş'ın tarihin herhangi bir anında kırmızı-beyaz renklere sahip olduğu, Hezarfen Ahmet Çelebi diye bir adamın Galata'dan Üsküdar'a uçtuğu kadar büyük bir yalandır. En azından ikinci yalanı uyduranın Evliya Çelebi olduğunu biliyoruz, kırmızı-beyaz yalanını kimin uydurduğuna dair bir şey ise yok ortada. En üstte görülen 1906 tarihli rozette (Balkan savaşından 6 yıl önce!) Beşiktaş'ın renklerinin siyah beyaz olduğu ortada.

Yazıyı yazmama ikinci ilham veren yazı ise Ekşi Beşiktaş'ta yer alan Beşiktaş tarihinden notlar idi. Bu yazıda da Beşiktaş armasıyla ilgili şu klasik efsane dillendiriliyordu:


Yani Beşiktaş arması neden olduğu gibiymiş, çünkü ilk beyaz şerit 1'i temsil ediyormuş bilmem ne, 1319 da Beşiktaş'ın kuruluş tarihiymiş Hicri takvime göre.

Hoooop! En aptal soruları soralım şimdi:

1) Beşiktaş'ın 1906 tarihli rozetinde 1903 kol gibi Miladi şekliyle yazılı da, armayı tasarlarken mi Hicri'ye göre tasarladılar?
2) Hadi diyelim öyle yaptılar, 1903 Hicri takvimde 1319'a mı denk gelmektedir gerçekten? Hemen söyleyeyim: Hayır. 1 Ocak 1903: 3 Şevval 1320'ye, 31 Aralık 1903 ise 13 Şevval 1321'e denk gelmektedir. Yani 1319 diye bir şeyin ihtimali bile yok.
3) Diyelim ki 1319 doğru. 1906 tarihli armada ortada bir Türk bayrağı yok, nasıl bir sayma hesabı armada olmayan parça için?

3. sorudan yola çıkarak, yeni bir efsaneye ve kritik bir soruya geçebiliriz. Beşiktaş'a "verilen" Türk bayrağı taşıma hakkı nedir? Beşiktaş'ın bugünkü arması ne zaman, kim tarafından tasarlanmıştır?

İkinci sorudan başlayalım. Şok edici ama, eldeki bilgiye göre, armayı kimin ne zaman tasarladığı belli değildir. 1959-60 şampiyonu şu takımın üstünde az çok bugün bildiğimiz logo vardır:
Aynı şekilde 1957'de Federasyon kupasını alan şu takımın üzerinde de:


Ama benim elimdeki resim arşivinde 1955'e ve öncesine dönünce arma kayboluyor. Tamamen tahmin olsa da, benim tahminime göre, ulusal düzeyde maçlar oynanmaya başlayınca (1955'te), TFF her takımın sahaya bir armayla çıkmasını istedi ve Beşiktaş'ın arması yaratıldı. Kim, nerede, ne zaman yaptı bilmiyorum.

Peki armanın ortasındaki Türk bayrağı nedir? Klasik hikayeye göre Beşiktaş 16 Mayıs 1952'de Yunanistan'a karşı Türk milli takımını temsil etmiş, dolayısıyla Adnan Menderes Beşiktaş'a bu hakkı tanımıştır. Yine hooop diyor, basit sorularımızı soruyoruz.

1) 16 Mayıs 1952 tarihinde Türk Milli Takımı'nın Yunanistan'la oynadığı bir maç var mıdır? Cevap hayır. Böyle bir maç olduğuna dair bir kayıt yok. Bırakın 16 Mayıs'ı, 1952'de Yunanistan'la milli maçımız yok.
2) Bazı yerlerde bu maçın Akdeniz Oyunları kapsamında olduğu ve Ümit Millilerin temsil edildiği söyleniyor, doğru olabilir mi? Öncelikle Ümit Milli maçların tarihçesi TFF sitesinde bile yok, dolayısıyla cevap vermek zor olacak gibi. Ama, 1952'de Akdeniz Oyunları olmadığını söyleyince sanırım cevap alınmış olacak.

Bayrağın armaya sonradan eklenmesi, Beşiktaş'ın milli takımı temsili gibi şeyler, kanıt görene kadar, benim gözümde hurafedir.

Gelelim kimler Türk bayrağını armasına koyabilir olayına. Sanırım en sert iddiayı burada yapacağım: Armasında Türk bayrağı bulunan bütün spor kulüpleri (Beşiktaş dahil) suç işlemektedir. İdari bir suç olsa da, Türk bayrağı kanunu ve tüzüğünde derneklerin bayrağı kullanamayacağı açıkça belirtilmiş. Kanun ve tüzüğe aykırı uygulama için ya bunların değişmesi, ya da kanun hükmünde bir kararname çıkarılması gerekiyor, ancak bu kulüpler için böyle bir şey de yok. Aksini ispatlayana en azından bana yeni bir şey öğrettiği için müteşekkir olurum.

Beşiktaşlılar, sakın ola bu ne biçim iş her şeyimiz efsane diye üzülmeyin. Fenerbahçe, Galatasaray başta, bütün eski kulüplerimizin tarihi uydurmalarla ve bilinmezlerle dolu. Türk futbol tarihinin geçmişi ile ilgili duyduğunuz olayların tamamına yakını efsanedir.

Şimdilik tarihimizle ilgili benden bu kadar, belki istek gelirse diğer efsaneleri de incelerim.

14 Temmuz 2009 Salı

Kırmızı MAF


O zamanları hatırlayanlar bu formayı gördüğünde ne hissederler hiç bilemiyorum ama benim gözlerim doldu. İki post öncesinde belirttiğim ve Altay maçında ilk kez giyilip haber konusu olan forma bu olmalı. Şeklini yanlış hatırladım, umarım tarihini yanlış hatırlamıyorum.

İmajın adresi ise burası. Bu fotoğrafı buraya koyan kişinin Beşiktaş ile ilgili yüklediği diğer imajlara da bakmanızı tavsiye ederim. Hem eskiler var, hem de yeniler...

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Deplasman Forması ve Beşiktaş'ın Kırmızısı

Türkiye’de benim kuşağımdaki birçok insan TRT’de yayınlanan “Avrupa’dan Futbol” programıyla Avrupa futbolu hakkında ilk kez bilgi sahibi olmuştur. Benim hatırladığım kadarıyla program jeneriğinde çeşitli maçların ve meşaleli tribünlerin görüntüleri harmanlanıp sunulur ve jeneriğin arka planında her duyduğumda tüylerimi diken diken eden muhteşem bir parça vardı. O “dın... dın dın” diye başlayan... İtalya Ligi özet görüntülerine geçilmeden önce ise gösterilen özel jenerikte Johan Pachelbel’in “Canon in D”si eşliğinde tarihi binalar ve bir trafik polisinin görüntülerini hayal meyal hatırlıyorum. Zaman 90’ların başıydı.

“Avrupa’dan Futbol” bana sadece Avrupa liglerindeki golleri göstermedi, takımları da tanıttı bir şekilde. Takımları tanıtırken dolaylı yoldan “deplasman forması/alternatif forma” kavramı ile tanışmamda da önemli bir rol oynadı, her ne kadar bu fenomenin varlığını gerçekten kavramam biraz daha sonraki zamanları bulsa da. Mesela, Barcelona’nın Sampdoria’yı mağlup ettiği Şampiyon Klüpler Kupası Finali’ndeki turuncu ağırlıklı forması, 1993’teki Kupa Galipleri Kupası’ndaki Beşiktaş-Ajax eşleşmesinde Amsterdam’da bizimkilerin giydiği o ünlü mor forma ve İnönü’de Ajax’ın giydiği gri-siyah forma ekran karşısında şaşırmama sebep oluyordu. Manyak mıydı bu adamlar? Niye kendi renklerinden başka renklerdeki formalar ile sahaya çıkıyorlardı? Niçin Blackburn’ü bir deplasman maçında klasik lacivert-beyaz parçalı forma yerine kırmızı-siyah forma ile görüyordum? Southampton, St. James’ Park’a kırmızı beyaz ince çubuklu yerine niye sarı-lacivert çubuklu forma ile çıkardı? Anlam veremiyordum ama işte soracağım birileri de yoktu veya ben böyle bir şeye dikkat çektiğimde kimseden bir reaksiyon da alamıyordum. Sonradan kendi kendime tespiti yapmıştım. Bu takımlar, bu “tuhaf” formaları kendi sahalarındaki maçlarda değil, rakip sahada giyiyorlardı. “Deplasman forması”ydı giydikleri.

Avrupa’daki pek çok ligte ve pek çok takımda böyle bir alışkanlık var gözlemlediğim kadarıyla. Hatta pek çok takımın klasik veya zaman zaman değiştirdikleri ama yine de belli olan renklerde piyasaya sürdükleri deplasman formaları var. Örneğin, geçen seneki sarı renkli Chelsea forması kaç sezondur piyasada yoktu, ama bundan 11 sene önce Zola oynarken de vardı. Bundan başka, Arsenal’in sarı deplasman forması ise klasiktir ve çok bilinir, hemen hemen onlar için değişmez bir deplasman formasıdır. Barcelona bazen turuncuya döner, bazen de sarıya. Manchester United, gri de kullanır, lacivert de... Ajax, yeşile de döner griye de... Bu renklerin kullanılmasına ilişkin birtakım gerekçeler de var. Kimi, klübün tarihi içerisindeki birtakım olaylara, bazıları da armalardaki bazı detay renklere referans gösterilerek yapılır. Bu forma türünün asıl varoluş nedeni de aslında bellidir: Ürün çeşitlerini arttrıp, farklı müşteri zevklerine hitap etmek ve klübe para kazandırmak. Tabii ki “tarih” de bu varoluş sürecinde meşrulaştırma aracı olarak kullanılır. Neyse daha fazla uzatmayayım.

Beşiktaş’mızın da böyle bir alternatif forması mevcuttur. Bu forma için ise kabul edilen bir gerekçe ise şu tarihsel iddiadan kaynaklanıyordu. Gürel Yurttaş, 1995’te piyasaya çıkan “Kartal’ın Pençesi” adlı kitabında, klübün kuruluş yıllarındaki forma renklerinin kırmızı-beyaz olduğunu fakat Balkan Savaşı ile kaybedilen toprakların yarattığı acı nedeniyle kırmızı yerine siyahın kullanılmasının ve kaybedilen topraklar geri alınana kadar bu durumun böyle sürmesi gerektiğinin kabul edildiğini ifade etmiştir. Bu kitap çıkmadan önce de bu iddia biliniyordu ve dile getiriliyordu. Yanlış hatırlamıyorsam üç sezon üst üste şampiyon olduğumuz sezonlardan birisinde İstanbul’da oynanacak bir Altay maçı öncesinde takım ilk defa kırmızı rengin de yer aldığı bir forma giymişti. Hatta formalar yetişene kadar maçın başlaması da gecikmişti diye biliyorum. O akşam haberlerde bu Balkan Savaşı gerekçeli iddiayı öğrenmiştik. O formanın nasıl bir şey olduğunu tam olarak hatırlamıyorum. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa kırmızı ince çizgilerin yer aldığı bir çubuklu forma idi.

Resmi sitedeki tarihçe bölümünde verilen bilgiler ise bu Balkan Savaşı iddiasını yalanlıyor. Yani bizim aslında hiçbir zaman kırmızı rengimiz olmamış. Resmi sitedeki tarihçeye ilişkin bilgilerde ise Vala Somalı, Mehmet Durupınar ve Tuğrul Yenidoğan’a ait dokümanlardan faydalanılmış. Tabii ben bu konuda bir araştırma yapmayıp, yeterli kaynak okumadığımdan dolayı bir şeyler söyleyecek, iddialar ortaya atacak durumda değilim. Bu arada resmi siteye de tam anlamıyla güvenemiyorum çünkü armasında ay-yıldız olan tek klüp Beşiktaş olarak ifade edilmiş. Yanlış. Karşıyaka ve Kasımpaşa’nın armalarında da ay-yıldız vardır.

90lı yılların ortalarından 2004-2005 sezonuna kadar kırmızı formayı zaman zaman kullandık. Bu sezondan sonra kırmızı forma giymedi takım. Bu forma için “uğursuz” dendi ki tam anlamıyla saçma bir önerme. Ama post-modernizmin insanları metafiziğe, totemlere sürüklediği bir dünyada ise bu çok normal bir davranış. Ayrıca “Erkek adam renkli takım tutmaz.” gerekçesi de var ki kendince erkekliği belli bir normatif düzene sokan, sakat bir önermedir. Ama bizim lümpenleşme katsayısı müthiş hızlı bir şekilde artan toplumumuzda ne yazık ki bu tarz söylemler doğaldır, ruhumuza işlemiştir. Bu gerekçelere katılmam ise söz konusu olamaz.

İstemeden de olsa ben de para harcatan düzene alet oluyorum şu yazacaklarımla. Beşiktaş, kırmızı formayı alternatif olarak kullanmalıdır. Önemli bir gerekçe görürüz burada Türkiye Futbol Federasyonu’nun, 1952’de Yunanistan ile oynanacak maç için Beşiktaş’a milli takımı temsil etme görevini verdiğini öğreniyoruz kaynaklardan. Ayrıca şu zamana kadar da bu olayın bir benzeri daha yaşanmamış. Beşiktaş’ımız o günün şerefine atfen armasında Türk Bayrağı’nın taşıma hakkını kazanmış. Bütün bu tarihsel gerçekleri gözönüne aldığımızda kırmızı formanın sıradan bir deplasman forması olarak değil; geçmişin hatırasına, gurur duyulacak bir tarihe duyulan saygıyı sergileme açısından önem arz ettiğini düşünüyorum. Tıpkı Juventus’un, klüp kurucularının ilk belirlediği renklere karşı duyulan saygıyı ifade etmek için bir dönem kullandığı pembe deplasman forması gibi...

Yönetim, kırmızı formanın yaratacağı ürün çeşitliliği mi yoksa kırmızı formaya yer vermeyip “erkekliğe” yapılacak vurguyu güçlü bir şekilde sürdürmek mi daha fazla kar getirecek diye sıkı sıkıya hesap kitap yapıyor olabilir. Tabii son yıllarda oldukça yükselen milliyetçilik olgusunu da göz önünde tutup kırmızı formayı yukardaki tarihsel gerçeklerle süsleyip satmayı düşünmeleri ve böylece olası bir “Erkek adam renkli takım tutmaz.” tepkisine karşı meşru bir cevap vermek istemeleri de ihtimal dahilindedir zannedersem. Aslında bunu düşündüklerini ise hiç sanmıyorum. Öncelikli olarak “erkek egemen” söylemi benimseyeceklerdir. Bütün bunları yazarken de şunu belirteyim. Klübün içinden herhangi bir bağlantım yok. Dolayısıyla fikirlerimi teyit ettirebileceğim veya en azından bunlara dair ipucu niyetine sunabileceğim herhangi bir bilgi yok.

Son olarak bu formanın geçmiş yıllarda kullanılış biçimindeki bir düzensizliğe dikkat çekmek istiyorum. Rakip takımlarla renk kargaşası ihtimali olmayan çok çeşitli zamanlarda bile İnönü’de takımın kırmızı forma ile sahaya çıktığını gördüm. Kırmızı forma İnönü’de giyilmemelidir çünkü iç saha formamız doğal olarak siyah-beyaz renklerden oluşmalıdır. Bu anlamda bazı şeylerin ayrımı da iyi yapılmalıdır. Kırmızı forma ancak bir deplasman forması alternatifi olarak karşımıza çıkmalıdır.