Mustafa Denizli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Denizli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2010 Pazartesi

Batuhan ve Mustafa Hoca























Mustafa Denizli'nin Batuhan hakkında düşüncelerini ilk duyduğumda kendisine olan sempatim biraz daha artmıştı. Bu sempatinin büyük bir sevgiye dönüşme anı ise Mustafa Hocanın düşüncelerini icraata döküp Batuhan'ı takımdan uzaklaştırmasıyla başlar. Altyapı fetişisti sevgi pıtırcıkları hemen ağlamaya başlamıştı "aman hoca geleceğimizi satıyorsun, 2 sene sonra 8 milyon € verip alırız bu adamı" vs..
Gelinen noktada bir kez daha Mustafa Hoca'nın haklı çıktığını üzülerek görüyoruz. Efsane LigTV ropörtajlarının yanına bir de yeni şerefsizlik eklendi. Bu kadarına da pes diyorum artık. Sakatladığın adam yerde yatarken attığın gölün sevincini yaşayacak kadar alçak bir adammışsın.

4 Haziran 2010 Cuma

Teşekkürler Mustafa Hoca


sarmışsa ruhunu dalgalar
anlatır gibi her şeyi
kalbim barışmış gözyaşlarıyla
nastasia elveda

2 Haziran 2010 Çarşamba

6+2+2+1
























6+2+2 tartışmaları daha çok yeniyken yönetimimiz her zamanki gibi herkesi ters köşeye yatırdı ve tüm bu tartışmaların, şablonların ötesinde hepsinin başına +1 kodu afedersiniz. Q7 beklerken B1 geldi anlayacağınız. Olay çok sıcak, Mustafa Denizli'nin ayrıldığını açıklaması da öyle.
Hele bir soluklanalım daha detaylı değerlendiririz. Ama sıcağı sıcağına yapacağım ilk yorum biraz iyimser de olsa şu olur ki her zaman yabancı hoca tercihi konusunda söylerim bunu: "iyi, aklı başında ve kariyerli bir yabancı hoca her zaman yabancı oyuncu transferlerine 1-0 önde başlamanızı sağlar"..
Ha mevcut durumumuzda (Büyük Başkan faktörü, büyük borç yükü ve alacaklarını tahsil edemeyen oyuncularımız) yabancı transferi kesinlikle en önemsiz gündem maddemizdir o da ayrı mesele. Bir transfer yapana kadar çözmemiz gereken o kadar çok mesele var ki...

Bu arada Beşiktaşımı da Real Madrid'den aşağısı kesmiyor yani, ha benim tosunuma!!
Sonu Del Bosque'ye benzemesin ve hayırlı olsun diyelim..

17 Ocak 2010 Pazar

Son Kullanma Tarihi



Bize yeni bir Beşiktaş lazım.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Yeni Yıl Hediyesi


Demirören yönetimi gururla sunar...

Çöz Çözebilirsen!

16 Aralık 2009 Çarşamba

Ara: Akıl&Fikir


Blog'a yazmayalı uzun süre oldu. Bunda "en büyük asker Bertan asker"in gitmeden 15 gündür asker moduna girmesinin de etkeni oldu tabii (bu arada hayırlı teskereler kardeşim).

Son yazımız da Mustafa Hocayla ilgiliydi ve orada reyting maymunluğu uğruna yapılan bir haksızlığa yer vermiştik. Maalesef uzun bir aradan sonra girdiğimiz bu haber de aynı konu üzerinde ama kusura bakmayın dayanılacak gibi değildi. Mustafa Hoca'yı sezon başından beri neredeyse her gün eleştirdim, eleştirmeye de devam ediyorum ve hala sezon sonunda yollarımızı ayırmanın iki taraf için de hayırlısı olacağını düşünüyorum ama bu yapılanlar da kepazelik işler artık.

Haber, gazetenin internet sitesinde manşetten: "Hakemin göremediği pozisyonu Tv'den gördü" şeklinde veriliyor. Ayrıntısı burada, buyrun:


" Gol olduğunu televizyondan gördüm

Denizli, F.Bahçe-A.Gücü maçında hakemin görmediği pozisyonu tv başında çözdüğünü belirtti

“Televizyondan izlediğim kadarıyla pozisyon gol. Ama benim görüşüm hiçbir şey değiştirmez. Hafta sonundaki maçların sonuçları 2. yarı için çok önemli.”

BEŞİKTAŞ Teknik Direktörü Mustafa Denizli, F.Bahçe-A.Gücü maçında Başkent ekibinin son dakikada çizgiyi geçip geçmediği tartışılan pozisyonun gol olduğunu televizyondan gördüğünü söyledi. Denizli “Televizyondan izlediğim kadarıyla goldü. Benim görüşüm bir şey değiştirmez ama bir futbolsever olarak pozisyonu gol olarak gördüm” şeklinde konuştu."

Niyeti çok belli bir haber, bir o kadar da çirkin bir deneme..Gazetecilik anlayışınız buysa, buyrun böyle devam edin, sonra da işsiz kalınca ağlamayın ama lütfen..

29 Kasım 2009 Pazar

Kargalar...

Mustafa Hoca'nın kılavuzlu kargalı bir muhabbeti vardı bilirsiniz, ara ara da devam eder bu geyik ve maalesef de devam edecek gibi..Mustafa Hoca o vecizesinde kimleri kast etmiştir tam olarak bilemiyorum ama, o kargalardan bir tanesinin bokuna rastladım az önce:

http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&hid=64586

Linkteki video'nun özetini içeren metin burada:

"Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli Sivasspor galibiyetinin ardından Lig TV'ye iddialı açıklamalarda bulundu. Tecrübeli teknik adam, üstü kapalı olarak kendini eleştirenler cevap verdi ve "Benim yaptığım hesapları yapamayanlar var. Ben kendi kafamda belirliyorum ama bazıları bunu yediremiyor galiba. Beşiktaş’ın grafiği iyi gidiyor. Zorlu maçlar oynuyoruz kadromuzu da düzenli ve iyi bir şekilde kullanmalıyız. Hem takımın form seviyesini muhafaza etmek hem de istediğimiz sonuçları alabilmek için önemli bir uygulama bu" dedi. Denizli, ilk devreyi lider bitireceklerini de sözlerine ekledi."


Video'yu izlediğimizde ise Mustafa Hoca'nın "...bazıları bunu yediremiyor galiba" gibi kendisine de yakışmayacak bir ifade kullanmadığını anlıyoruz.

Ufak bir ayrıntı olabilir bu ama şu meşhur "bir takım medya"nın bu tarz oyunlarından, "reyting reyting" hezeyanları uğruna insanları hedef göstermelerinden ve Logo'sunu "http://www.football-wallpapers.com/" sitesinden araklayan LigTv'den nefret ediyorum...

27 Eylül 2009 Pazar

Yönetim İstifa?



Kayseri maçından sonra tribünlerimizden epeydir duymadığımız bir tezahürat yükseldi "Yönetim İstifa", garipti çünkü en çok yapılması gereken zamanlarda yapılmayan bu tezahürat belki de biraz zamansız yükseliyordu. Sezon başında tavan yapan beklentilerin elde patlayacak gibi durması bir yana, rakiplerin tarihlerinin en iyi sezon başlangıcını yapması da duruma hiç yardımcı olmadı açıkçası, normal bir sezonda bu farkı kapatmak hiç de sorun olmaz (bkz: Fenerbahçe'nin geçen sezon başı sıçıp sezon ortasında bizi geçmesi), fakat Fener ve Galatasaray'ın bu kadar kayıpsız gittiği bir sezonda tren çok erken kaçabilir. Elbette onlar da kayıplar yapacaklar, ama Beşiktaş'ın yarıştan kopmaması için bundan sonra en az 5-6 hafta kayıpsız gidip bir seri yakalaması lazım. Ankaraspor maçının hükmen galibiyeti takımın kafa olarak biraz sakinleşmesi, acil 3 puan gerekliliğinin yarattığı baskının azalması ve yeni bir başlangıç yapmak adına daha iyi bir zamanda gelemezdi diye düşünüyorum.

Takım bu kadar zor bir durumdayken, bir de Kayseri ile sezon başındaki gerginlik varken maç sonundaki isyanı anlıyorum tabi. Her ne kadar maçın başında Kayseri başkanına küfür edip meydan okuduktan sonra maç sonunda göt olmak malesef kendi taraftarımızın hıyarlığı olsa da, bu durumun yarattığı ekstra siniri ve yol açtığı "yönetim istifa" çığlığını da anlayabiliyorum. Peki hakkaten yönetim istifa etmeli mi?

Öncelikle Beşiktaş'ın şu anda içinde bulunduğu durumun en büyük (ve belki de tek) sorumlusunun yönetim olduğunu söyleyerek söze başlayım. Çifte kupa rehavetine kapılıp transfer sezonuna yeteri kadar hızlı başlamadılar, başladıktan sonra da Mehmet Topuz olayını resmen bir PR skandalı haline getirip hem kulubün haysiyetini iki paralık ettiler, hem futbolcuyu kaptırdılar (ki bu konuda çok dertli değilim, bu olayda ortaya koyduğu karaktersizlik sonrası bence uzun vadede hayırlı oldu), hem de Fenerbahçe ile giriştikleri sidik yarışı sonrası transfer piyasasındaki fiyatların iyice uçmasına neden oldular. Bu da yetmedi, Mehmet Topuz olayındaki itibar zedelenmesini unutturmak için acil bomba transfer arayışına girdiler. Buradaki sorun kelime "acil". Yıldırım Demirören'in nasıl bir Fenerbahçe kompleksi var aklım almıyor, kamuoyundaki "Aziz Yıldırım Demirören'e golü çaktı" imajını acilen silebilmek için, Mustafa Denizli ile oturup transfer seçeneklerini sakin kafayla bir daha gözden geçirmek, transfer sezonunu bir daha açmak yerine elinde bi çuval parayla sağa sola koşuşturdu. Nihat bu noktada onun için süper fırsattı çünkü Beşiktaş çocuğuydu, taraftarın sevgilisi genç Nihat olarak kulüpten çıkmış, Avrupa'da kendini kanıtlamış, Euro 2008'de Milli Takım'ı sırtlamış tecrübeli Nihat olarak geri gelecekti. Daha da önemlisi Aziz Yıldırım son derece kamuoyuna açık bir şekilde Nihat'ı birkaç sezon üstüste almaya çalışmış fakat başarılı olmamıştı. İşte anahtar nokta buydu, Aziz Yıldırım'ın "taktığı" topçuyu bir seferde gidip alacaktı.

Tabi sevgili Demirören'in burada atladığı iki nokta vardı: 1) Nihat son sezon sakatlıklarla boğuşmuştu ve kendini tekrar kanıtlamak istiyordu. Böyle bir sezondan sonra Beşiktaş'a dönmek demek halkın gözünde "Avrupa'da artık iş yapmaz" anlamına geliyordu, bu da Nihat'ın kendini kanıtlamak adına iyice egoistleşmesi demekti. 2) Daha da önemlisi, bu transfer Mustafa Denizli'nin isteği dışında gerçekleşmiş ve bütün transfer bütçesini de yemişti. Burada açıklayamayacağım fakat gayet sağlam bir kaynaktan aldığım bir habere göre Mustafa Denizli olaydan "Nihat da Nihat diye tutturdular, takımda bütçe kalmadı" şeklinde bahsediyormuş (beni tanıyanlar böyle bir haberi kıçımdan uydurmayacağımı da bilir).

Özetlemek gerekirse, tüm bu basiretsizliklerin üzerine Delgado'nun ameliyat olması takımın elini kolunu bağladı ve Demirören yönetimi kendi kendine yiyip bitirdiği transfer sezonunun sonunda yine kendi kendilerine uçurdukları fiyatlar üzerinden Tabata transferi yapmak zorunda kaldı. Bu noktada Tabata transferinde bardağın dolu tarafına bakıp "Takımın eksik kaldığı bir mevkiiye, ortalamının üstünde bir adam transferi ihtiyaç değil gereklilikti" demek istiyorum, verilen para dudak uçuklatsa da.

Peki bu kadar hata yapılmışken, geçmişte bunun gibi sayısız örnek varken ve eldeki durumun tek sorumlusu varken yönetimin istifa etmesi gerekir mi? Bence hayır. Demirören'den nasıl nefret ettiğimi, Beşiktaşlılık duruşu dediğimiz ve her zaman gurur duyduğumuz o kavramı iki paralık ettiği için nasıl isyan ettiğimi, konu hakkında yazdığım iki üç entryi okuyan herkes bilir. Fakat başarı demek istikrar demek ve Beşiktaş'ta yıllardır istikrarın zerresi yok. Geçen sene garip birşeyler oldu, Mustafa Denizli çizgilerini net çekti ve bir süre sonra Demirören yönetimi elini takımdan çekti. Maç sonrası çıkıp yaptıkları saçma açıklamalar yok denecek kadar azaldı, basın önünde barkovizyon gösterileri bitti, puan kaybedilen maçlardan sonra sadece takıma güvenildiği söylendi, ara transferde inanılmaz bir şekilde iki tane nokta transfer yapıldı ve hiç şans verilmeyen o takım seneyi iki kupayla kapadı. Ne kadar çok yanlış yapmış olsa da Demirören yönetimi sonunda birşeyler öğrendi ve üst üste yaptığı doğrularla takımın önünü kesmemiş oldu, bu bile başarıyı getirdi ki son 12 senede sadece 1 kere şampiyon olabilmiş takım için çifte kupa inanılmaz bir başarıdır.



Beşiktaş için bu sezon büyük bir şanstı, çünkü ilk defa birşeyler üstüne koyma şansımız vardı. Yapboz gibi bozulan takımlar, sürekli değişen teknik direktörlerden sonra ilk defa bu sene ikinci tuğlayı koyma şansımız vardı. Başarı bir senede kolay kolay gelmiyor, gelince de onu çok iyi kullanmak ve çok daha büyük başarılara temel oluşturmak lazım. Galatasaray ilk senesinde UEFA'yı kazanmadı, Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde Zico ile başarılı olmuş olsa da onun altında Daum ısrarıyla oturmuş temel vardı. Gordon Milne'in 3 sene üstüste şampiyonluğundan önce aldığı 3 sene üst üste ikinciliği vardı. En basiti yine tek senede başarıyı yakalamış Lucescu'nun ikinci senesine nasıl başladığını, ligi nasıl domine ettiğini hatırlayın. Samsun maçıyla başlayan, en basit tabiriyle "olağandışı" olayları yaşamasaydık o Lucescu bugün Shaktar'da yaptığını bizde yapıyor olacaktı, bundan zerre kadar şüphem yok (İkinci Chelsea maçından dolayı hala kendisine kızgın olsam da). İşte bu yüzden Mustafa Denizli'ye güvenip, iyi transferler yaparak zaten belli bir altyapısı oturmuş takımı Şampiyonlar Ligi'nde tur atlayacak, kupalarını koruyacak hale getirebilirdik. Transfer sezonunda yapılan yanlışlar bunu iyice zora attı, ama zararın neresinden dönülse kardır, bu sene kupaları kaybedebiliriz, ama bu takımı bozup baştan yapma sevdasına kapılmazsak sezonun ikinci yarısında yükselişe geçip ertesi sene çok daha iyi bir şekilde dönebiliriz, ki bu sene de henüz bitmedi, hele Şampiyonlar Ligi için kaybedilmiş hiçbir şey yok, fakat CSKA maçı daha önce yolladığım grafiklerden de görüldüğü üzere inanılmaz önemli.

Ha uzun lafı kısası, Demirören yönetiminin bir an önce çenesini kapayıp normal görev süresinin sonuna kadar görevde kalması taraftarıyım. Zaten geçen seneden birşeyler öğrendikleri belli, Mustafa Denizli'nin son derece normal karşıladığım "istenirse istifa ederim" açıklamasından sonra sakin bir şekilde hocaya sahip çıktılar ve yola devam dediler, sene başındaki "saçmalama" dalgasını atlatıyor gibiler. Olağan genel kurulda seçimi kaybederlerse bu normal bir durumdur, takımın genel gidişatını bozmaz, fakat olağanüstü genel kurulla başa gelen yönetimlerde hep bir "reform" yapma, "biz farklıyız" imajı verme aşkı vardır, SimCity oynuyormuş gibi elde avuçta ne varsa buldozerle yokedip sıfırdan başlamak isterler. Beşiktaş'ın şu anda ihtiyacı olan son şey reform, Beşiktaş'ın ihtiyacı "istikar" ve biraz "restorasyon". Demirören yönetimin "Beşiktaşlılık" kavramına tekrar önem vereceğine dair ise pek umudum yok, fakat geçen seneki gibi suya sabuna dokunmasalar en azından daha fazla zarar vermezler, Beşiktaşlılığı yüceltmek ise takıma ve takımın başına çok yakıştırdığım Mustafa Hoca'ya düşer.

15 Eylül 2009 Salı

Sonun başlangıcı?

İki gündür Bursa Balıkesir Ankara arasında koşturuyorum, yorgun argın eve geliyorum, Bertan'ın güzel çalışmasını görüp ManU maçı öncesinde biraz keyifleniyorum ve gerçekten hala etkisi altında olduğum GS maçından uzaklaşıyorum..

Ama ben bir Beşiktaş taraftarıyım, gülmek, neşelenmek bana haram son yıllarda, bu gün olduğu gibi!!

"Bobo kadro dışıymış abi duydun mu?" diye bir telefon geliyor, kalbime, sırtıma, böbreklerime bıcaklar saplanmaya başlıyor..

Belki çok sinirli olduğum için ve biraz da yorgunluğun verdiği bitkinlikle yazıyorum bunları ama bu gecenin olası olumsuz sonuçları üzerine çok tartışılacak bir meselenin, çok çekilecek bir söküğün başlangıcıdır bu kadro dışı kararı..

İnşallah bilmediğim nedenler (sakatlık vb..) vardır ve bizlere, bu maçta Bobo'yu sahada görmeyi bekleyen taraftarlara mantıklı bir açıklama yapılabilir..

Aksi halde bu olay bu sezon için sonumuzun başlangıcı olabilir..

evet karamsarım, kızgınım ve üzgünüm..

12 Eylül 2009 Cumartesi

Herkesin Tuttuğu...



Yusuf Mustafa Sarp'ı tutarsa!
Rüştü topları tutarsa!
bunu kim tutar?!!

Beni benimle bırak



Beni benimle bırak giderken
Başka bir şey istemem sen ayrılırken
Bana bir tek beni bırak ne olur
Gerisi senin olsun, senin olsun....

4 Eylül 2009 Cuma

Mustafa Denizli Deneyselliği

Biliyorsunuz Mustafa Denizli, deney yapmayı seven bir teknik direktör. Özellikle önemli maçlar öncesinde geniş çoğunluğu şaşırtan hamle(ler) yapıyor. Farklı, asimetrik dizilişler ve oyuncu tercihleri...

Bu seneki 5 resmi maçta geçen seneye göre oyun düzeni görece daha anlaşılır takım seyrettik. Daha mekanik, yaratıcı yönü biraz daha noksan bir takım vardı sahada.

Alınan haberlere göre Mustafa Hoca Galatasaray maçında 4-4-2 oynamaktan bahsediyor. Ben buna hafiften gülerim. Niye? Hoca aslında bu ifadesiyle o maçta birden çok şapka çıkaracağının sinyalini veriyor. Çünkü karşınızda bir Gordon Milne yok, izlediğiniz takım da Cruyff-Van Gaal-Rijkaard-Guardiola ekseninde gelişmiş bir Barcelona değil. Yani hem hoca öngörülebilir bir futbol anlayışını benimsemiyor, takım da belli bir geleneğin getirisi olan belirgin bir sisteme sahip değil.

Kadrodaki gelişmeler ise geçen 5 resmi maçla ilgili bütün eldeki verileri çöpe attırabilir düzeyde. Ekrem, Toraman, Yusuf ve Bobo takıma döndü/dönüyor ve Tabata takviyesi geldi. Sırf Tabata'nın katılımı bile oyun düzeni hakkında tahminde bulunmamızı zorlaştıracak.

Bu maçta Galatasaray'ın işi zor. Takım savunması oldukça iyi ve yeni katılımlarla hücumda ne yapacağı bilinmez bir büyük takımla oynayacaklar. Ekrem ve Holosko direkt 11'de başlatılmalı, bu maç onların maçı olur. Ekrem, hem hücuma hem defansa çabukluk ve dinamizm getirecektir. Holosko ise oynarsa ve "oynatılırsa" onu durdurmak için bir "milli defans"tan fazlası gerekecektir.

Buyrun falcılığa...

28 Ağustos 2009 Cuma

Beraber içelim



Fabian'ı çıkarıp Uğur'u sokmadan önce ne içtiysen bize de bi kadeh söyle de bari bu kadar acı çekmeyelim..

3 Haziran 2009 Çarşamba

Mustafa Denizli


Bu görsel, beyefendiliğiyle, gülümseyen yüzüyle kalbimizde yerini alan Mustafa Denizli için kendimce ortaya koyduğum bir saygı duruşudur. Bu saygı duruşu esnasında ise aşağıdaki parçayı dinlemek ve dinletmek isterim. Sözlerin uygunluğuna ise ayrıca bakar mısınız :)

Interpol - Untitled