
20 Aralık 2010 Pazartesi
Batuhan ve Mustafa Hoca

4 Haziran 2010 Cuma
2 Haziran 2010 Çarşamba
6+2+2+1

17 Ocak 2010 Pazar
19 Aralık 2009 Cumartesi
16 Aralık 2009 Çarşamba
Ara: Akıl&Fikir

29 Kasım 2009 Pazar
Kargalar...
Mustafa Hoca'nın kılavuzlu kargalı bir muhabbeti vardı bilirsiniz, ara ara da devam eder bu geyik ve maalesef de devam edecek gibi..Mustafa Hoca o vecizesinde kimleri kast etmiştir tam olarak bilemiyorum ama, o kargalardan bir tanesinin bokuna rastladım az önce:
http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&hid=64586
Linkteki video'nun özetini içeren metin burada:
"Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli Sivasspor galibiyetinin ardından Lig TV'ye iddialı açıklamalarda bulundu. Tecrübeli teknik adam, üstü kapalı olarak kendini eleştirenler cevap verdi ve "Benim yaptığım hesapları yapamayanlar var. Ben kendi kafamda belirliyorum ama bazıları bunu yediremiyor galiba. Beşiktaş’ın grafiği iyi gidiyor. Zorlu maçlar oynuyoruz kadromuzu da düzenli ve iyi bir şekilde kullanmalıyız. Hem takımın form seviyesini muhafaza etmek hem de istediğimiz sonuçları alabilmek için önemli bir uygulama bu" dedi. Denizli, ilk devreyi lider bitireceklerini de sözlerine ekledi."
Video'yu izlediğimizde ise Mustafa Hoca'nın "...bazıları bunu yediremiyor galiba" gibi kendisine de yakışmayacak bir ifade kullanmadığını anlıyoruz.
Ufak bir ayrıntı olabilir bu ama şu meşhur "bir takım medya"nın bu tarz oyunlarından, "reyting reyting" hezeyanları uğruna insanları hedef göstermelerinden ve Logo'sunu "http://www.football-wallpapers.com/" sitesinden araklayan LigTv'den nefret ediyorum...
27 Eylül 2009 Pazar
Yönetim İstifa?

Kayseri maçından sonra tribünlerimizden epeydir duymadığımız bir tezahürat yükseldi "Yönetim İstifa", garipti çünkü en çok yapılması gereken zamanlarda yapılmayan bu tezahürat belki de biraz zamansız yükseliyordu. Sezon başında tavan yapan beklentilerin elde patlayacak gibi durması bir yana, rakiplerin tarihlerinin en iyi sezon başlangıcını yapması da duruma hiç yardımcı olmadı açıkçası, normal bir sezonda bu farkı kapatmak hiç de sorun olmaz (bkz: Fenerbahçe'nin geçen sezon başı sıçıp sezon ortasında bizi geçmesi), fakat Fener ve Galatasaray'ın bu kadar kayıpsız gittiği bir sezonda tren çok erken kaçabilir. Elbette onlar da kayıplar yapacaklar, ama Beşiktaş'ın yarıştan kopmaması için bundan sonra en az 5-6 hafta kayıpsız gidip bir seri yakalaması lazım. Ankaraspor maçının hükmen galibiyeti takımın kafa olarak biraz sakinleşmesi, acil 3 puan gerekliliğinin yarattığı baskının azalması ve yeni bir başlangıç yapmak adına daha iyi bir zamanda gelemezdi diye düşünüyorum.
Takım bu kadar zor bir durumdayken, bir de Kayseri ile sezon başındaki gerginlik varken maç sonundaki isyanı anlıyorum tabi. Her ne kadar maçın başında Kayseri başkanına küfür edip meydan okuduktan sonra maç sonunda göt olmak malesef kendi taraftarımızın hıyarlığı olsa da, bu durumun yarattığı ekstra siniri ve yol açtığı "yönetim istifa" çığlığını da anlayabiliyorum. Peki hakkaten yönetim istifa etmeli mi?
Öncelikle Beşiktaş'ın şu anda içinde bulunduğu durumun en büyük (ve belki de tek) sorumlusunun yönetim olduğunu söyleyerek söze başlayım. Çifte kupa rehavetine kapılıp transfer sezonuna yeteri kadar hızlı başlamadılar, başladıktan sonra da Mehmet Topuz olayını resmen bir PR skandalı haline getirip hem kulubün haysiyetini iki paralık ettiler, hem futbolcuyu kaptırdılar (ki bu konuda çok dertli değilim, bu olayda ortaya koyduğu karaktersizlik sonrası bence uzun vadede hayırlı oldu), hem de Fenerbahçe ile giriştikleri sidik yarışı sonrası transfer piyasasındaki fiyatların iyice uçmasına neden oldular. Bu da yetmedi, Mehmet Topuz olayındaki itibar zedelenmesini unutturmak için acil bomba transfer arayışına girdiler. Buradaki sorun kelime "acil". Yıldırım Demirören'in nasıl bir Fenerbahçe kompleksi var aklım almıyor, kamuoyundaki "Aziz Yıldırım Demirören'e golü çaktı" imajını acilen silebilmek için, Mustafa Denizli ile oturup transfer seçeneklerini sakin kafayla bir daha gözden geçirmek, transfer sezonunu bir daha açmak yerine elinde bi çuval parayla sağa sola koşuşturdu. Nihat bu noktada onun için süper fırsattı çünkü Beşiktaş çocuğuydu, taraftarın sevgilisi genç Nihat olarak kulüpten çıkmış, Avrupa'da kendini kanıtlamış, Euro 2008'de Milli Takım'ı sırtlamış tecrübeli Nihat olarak geri gelecekti. Daha da önemlisi Aziz Yıldırım son derece kamuoyuna açık bir şekilde Nihat'ı birkaç sezon üstüste almaya çalışmış fakat başarılı olmamıştı. İşte anahtar nokta buydu, Aziz Yıldırım'ın "taktığı" topçuyu bir seferde gidip alacaktı.
Tabi sevgili Demirören'in burada atladığı iki nokta vardı: 1) Nihat son sezon sakatlıklarla boğuşmuştu ve kendini tekrar kanıtlamak istiyordu. Böyle bir sezondan sonra Beşiktaş'a dönmek demek halkın gözünde "Avrupa'da artık iş yapmaz" anlamına geliyordu, bu da Nihat'ın kendini kanıtlamak adına iyice egoistleşmesi demekti. 2) Daha da önemlisi, bu transfer Mustafa Denizli'nin isteği dışında gerçekleşmiş ve bütün transfer bütçesini de yemişti. Burada açıklayamayacağım fakat gayet sağlam bir kaynaktan aldığım bir habere göre Mustafa Denizli olaydan "Nihat da Nihat diye tutturdular, takımda bütçe kalmadı" şeklinde bahsediyormuş (beni tanıyanlar böyle bir haberi kıçımdan uydurmayacağımı da bilir).
Özetlemek gerekirse, tüm bu basiretsizliklerin üzerine Delgado'nun ameliyat olması takımın elini kolunu bağladı ve Demirören yönetimi kendi kendine yiyip bitirdiği transfer sezonunun sonunda yine kendi kendilerine uçurdukları fiyatlar üzerinden Tabata transferi yapmak zorunda kaldı. Bu noktada Tabata transferinde bardağın dolu tarafına bakıp "Takımın eksik kaldığı bir mevkiiye, ortalamının üstünde bir adam transferi ihtiyaç değil gereklilikti" demek istiyorum, verilen para dudak uçuklatsa da.
Peki bu kadar hata yapılmışken, geçmişte bunun gibi sayısız örnek varken ve eldeki durumun tek sorumlusu varken yönetimin istifa etmesi gerekir mi? Bence hayır. Demirören'den nasıl nefret ettiğimi, Beşiktaşlılık duruşu dediğimiz ve her zaman gurur duyduğumuz o kavramı iki paralık ettiği için nasıl isyan ettiğimi, konu hakkında yazdığım iki üç entryi okuyan herkes bilir. Fakat başarı demek istikrar demek ve Beşiktaş'ta yıllardır istikrarın zerresi yok. Geçen sene garip birşeyler oldu, Mustafa Denizli çizgilerini net çekti ve bir süre sonra Demirören yönetimi elini takımdan çekti. Maç sonrası çıkıp yaptıkları saçma açıklamalar yok denecek kadar azaldı, basın önünde barkovizyon gösterileri bitti, puan kaybedilen maçlardan sonra sadece takıma güvenildiği söylendi, ara transferde inanılmaz bir şekilde iki tane nokta transfer yapıldı ve hiç şans verilmeyen o takım seneyi iki kupayla kapadı. Ne kadar çok yanlış yapmış olsa da Demirören yönetimi sonunda birşeyler öğrendi ve üst üste yaptığı doğrularla takımın önünü kesmemiş oldu, bu bile başarıyı getirdi ki son 12 senede sadece 1 kere şampiyon olabilmiş takım için çifte kupa inanılmaz bir başarıdır.
Beşiktaş için bu sezon büyük bir şanstı, çünkü ilk defa birşeyler üstüne koyma şansımız vardı. Yapboz gibi bozulan takımlar, sürekli değişen teknik direktörlerden sonra ilk defa bu sene ikinci tuğlayı koyma şansımız vardı. Başarı bir senede kolay kolay gelmiyor, gelince de onu çok iyi kullanmak ve çok daha büyük başarılara temel oluşturmak lazım. Galatasaray ilk senesinde UEFA'yı kazanmadı, Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde Zico ile başarılı olmuş olsa da onun altında Daum ısrarıyla oturmuş temel vardı. Gordon Milne'in 3 sene üstüste şampiyonluğundan önce aldığı 3 sene üst üste ikinciliği vardı. En basiti yine tek senede başarıyı yakalamış Lucescu'nun ikinci senesine nasıl başladığını, ligi nasıl domine ettiğini hatırlayın. Samsun maçıyla başlayan, en basit tabiriyle "olağandışı" olayları yaşamasaydık o Lucescu bugün Shaktar'da yaptığını bizde yapıyor olacaktı, bundan zerre kadar şüphem yok (İkinci Chelsea maçından dolayı hala kendisine kızgın olsam da). İşte bu yüzden Mustafa Denizli'ye güvenip, iyi transferler yaparak zaten belli bir altyapısı oturmuş takımı Şampiyonlar Ligi'nde tur atlayacak, kupalarını koruyacak hale getirebilirdik. Transfer sezonunda yapılan yanlışlar bunu iyice zora attı, ama zararın neresinden dönülse kardır, bu sene kupaları kaybedebiliriz, ama bu takımı bozup baştan yapma sevdasına kapılmazsak sezonun ikinci yarısında yükselişe geçip ertesi sene çok daha iyi bir şekilde dönebiliriz, ki bu sene de henüz bitmedi, hele Şampiyonlar Ligi için kaybedilmiş hiçbir şey yok, fakat CSKA maçı daha önce yolladığım grafiklerden de görüldüğü üzere inanılmaz önemli.
Ha uzun lafı kısası, Demirören yönetiminin bir an önce çenesini kapayıp normal görev süresinin sonuna kadar görevde kalması taraftarıyım. Zaten geçen seneden birşeyler öğrendikleri belli, Mustafa Denizli'nin son derece normal karşıladığım "istenirse istifa ederim" açıklamasından sonra sakin bir şekilde hocaya sahip çıktılar ve yola devam dediler, sene başındaki "saçmalama" dalgasını atlatıyor gibiler. Olağan genel kurulda seçimi kaybederlerse bu normal bir durumdur, takımın genel gidişatını bozmaz, fakat olağanüstü genel kurulla başa gelen yönetimlerde hep bir "reform" yapma, "biz farklıyız" imajı verme aşkı vardır, SimCity oynuyormuş gibi elde avuçta ne varsa buldozerle yokedip sıfırdan başlamak isterler. Beşiktaş'ın şu anda ihtiyacı olan son şey reform, Beşiktaş'ın ihtiyacı "istikar" ve biraz "restorasyon". Demirören yönetimin "Beşiktaşlılık" kavramına tekrar önem vereceğine dair ise pek umudum yok, fakat geçen seneki gibi suya sabuna dokunmasalar en azından daha fazla zarar vermezler, Beşiktaşlılığı yüceltmek ise takıma ve takımın başına çok yakıştırdığım Mustafa Hoca'ya düşer.
15 Eylül 2009 Salı
Sonun başlangıcı?
Ama ben bir Beşiktaş taraftarıyım, gülmek, neşelenmek bana haram son yıllarda, bu gün olduğu gibi!!
"Bobo kadro dışıymış abi duydun mu?" diye bir telefon geliyor, kalbime, sırtıma, böbreklerime bıcaklar saplanmaya başlıyor..
Belki çok sinirli olduğum için ve biraz da yorgunluğun verdiği bitkinlikle yazıyorum bunları ama bu gecenin olası olumsuz sonuçları üzerine çok tartışılacak bir meselenin, çok çekilecek bir söküğün başlangıcıdır bu kadro dışı kararı..
İnşallah bilmediğim nedenler (sakatlık vb..) vardır ve bizlere, bu maçta Bobo'yu sahada görmeyi bekleyen taraftarlara mantıklı bir açıklama yapılabilir..
Aksi halde bu olay bu sezon için sonumuzun başlangıcı olabilir..
evet karamsarım, kızgınım ve üzgünüm..
12 Eylül 2009 Cumartesi
Beni benimle bırak
4 Eylül 2009 Cuma
Mustafa Denizli Deneyselliği
Bu seneki 5 resmi maçta geçen seneye göre oyun düzeni görece daha anlaşılır takım seyrettik. Daha mekanik, yaratıcı yönü biraz daha noksan bir takım vardı sahada.
Alınan haberlere göre Mustafa Hoca Galatasaray maçında 4-4-2 oynamaktan bahsediyor. Ben buna hafiften gülerim. Niye? Hoca aslında bu ifadesiyle o maçta birden çok şapka çıkaracağının sinyalini veriyor. Çünkü karşınızda bir Gordon Milne yok, izlediğiniz takım da Cruyff-Van Gaal-Rijkaard-Guardiola ekseninde gelişmiş bir Barcelona değil. Yani hem hoca öngörülebilir bir futbol anlayışını benimsemiyor, takım da belli bir geleneğin getirisi olan belirgin bir sisteme sahip değil.
Kadrodaki gelişmeler ise geçen 5 resmi maçla ilgili bütün eldeki verileri çöpe attırabilir düzeyde. Ekrem, Toraman, Yusuf ve Bobo takıma döndü/dönüyor ve Tabata takviyesi geldi. Sırf Tabata'nın katılımı bile oyun düzeni hakkında tahminde bulunmamızı zorlaştıracak.
Bu maçta Galatasaray'ın işi zor. Takım savunması oldukça iyi ve yeni katılımlarla hücumda ne yapacağı bilinmez bir büyük takımla oynayacaklar. Ekrem ve Holosko direkt 11'de başlatılmalı, bu maç onların maçı olur. Ekrem, hem hücuma hem defansa çabukluk ve dinamizm getirecektir. Holosko ise oynarsa ve "oynatılırsa" onu durdurmak için bir "milli defans"tan fazlası gerekecektir.
Buyrun falcılığa...






