Samet Aybaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Samet Aybaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2013 Salı

Beyaz Mendil

























Ne yazık ki kuşkularımızda haklı çıktık.  Oyunculara gereken desteği vermediniz, takımı yönetemediniz ve bu işin altından kalkamadınız.

Samet Hocam, vakit artık sizin için gitme vaktidir. Ne olur bu takıma ve bize daha fazla zarar vermeden ekibinizle birlikte istifa edin. Bu beyaz mendil size kibar bir şekilde bunu belirtmek içindir.

10 Aralık 2012 Pazartesi

Manevi Evlat!


















Eskişehir maçı bir kez daha gösterdi ki İbrahim Toraman stoper oynadığı zaman takım geriden organize olma konusunda çok zorlanıyor. Gerek kaleciden top almada gönülsüz oluşu, gerek top ayağındayken yerden kısa ve isabetli paslarla oyun kurmak yerine mancınık gibi topu ileri şişirme sevdasından, bu sezon şekillenen Beşiktaş'ta mecbur kalınmadıkça stoperde kullanılmamalı. Defansın önünde oynamasından da pek yana değilim zira çevre kontrolü ve top kullanma becerileri sınırlı ancak son maçta iyice ikna oldum ki kendisi kesinlikle stoper pozisyonunda daha zararlı!

Şimdi gelelim esas meseleye, yani Escude meselesine. Ersan'ın cezalı olduğu ve Veli'nin çok formsuz olduğu bir dönemde, Escude'yi stoperde kullanmak gibi basit bir formül varken neden bi tarafımızdan çözümler sıkıp Toraman'ı stoperde kullanıp defans önüne Veli'yi yerleştiriyoruz?

Bu sorunun cevabını arayan başkaları da olmuş zira Güntekin Onay'da benzer düşünceler içinde:

"Futbolcuların kariyeri tabii ki önemlidir. Ama geçmiş her şeyi yansıtmaz. Bunu da kabul ediyorum. 6 yıl boyuncu Sevilla'da Escude'yi izledim. Ama hiçbir zaman "Bu ne iyi bir stoper" demedim. Fakat tecrübeli, tekniği düzgün iyi bir oyuncuydu. Sevilla bu 6 yılında 5'inde ilk 4'e oynadı. Avrupa'da iki tane final oynadı. İspanya Kral Kupası'nda finaller oynadı. Escude, Ronaldo, Messi, Aguero ve Forlan gibi dünya çapındaki forvetlere karşı oynamış bir oyuncu. Bu oyuncu Beşiktaş'ta Ersan Gülüm cezalıyken bile oynayamayacak adam değil. Bu işin arkasında ne var? Sakat mı, isteksiz mi, Samet hoca niye oynatmıyor? Bununla ilgili mantıklı bir açıklama bekliyorum. Escude, boş adam değil. Ujfalusi ile birlikte Türkiye'deki en kariyerli stoper oyuncu Escude. Kariyer olarak Yobo'nun önünde bir oyuncu. Fransa Milli Takımı'nda ve Sevilla gibi uluslararası bir kulüpte oynamış. Niye oynamıyor? Fizik olarak hazır değil diyorlar ama Aralık ayı geldi. Hala niye hazır değil? Escude, öyle kenara atılacak bir oyuncu değil." 


Evet son derece haklı bir kıyaslama ve mantıklı sorular ancak bilmediği şu ki Toraman, hocamızın manevi evladı! Ben artık başka bir açıklamasını bulamıyorum bu sevdanın. Kendisi tribünlerin "Bu sevdadan vazgeçersek, Allah belamızı versin" sloganından etkilemiş olacak sanırım kesinlikle vazgeçmiyor! Ersan sakat, Veli formsuz ama yine de içinde Toraman olan bir çözüm üretiliyor! Senin bu gibi durumlar için aldığın ve doğru düzgün şans vermediğin bu adam bu maçta oynamayacak da ne zaman oynayacak? Allah Toraman'a zeval vermesin!!



10 Ekim 2012 Çarşamba

Bu işte bir yanlışlık var.
























Sezonun yedinci haftası sonunda on altıncı sırada yer alan Akhisar Belediye spordan sadece iki puan fazla toplamış olmak ya da Kadıköy deplasmanından eli boş dönmek zerre umrumda olmazdı birazcık ışık görebilseydik. Bu seneye ve hatta önümüzdeki senelere sportif başarıdan çok mali başarı sloganıyla çıktık ve kendi adıma bu şiardan şaştığım söylenemez. Evet elbette üst üste gelen kötü skorlar sonrası "sevinmek için sevenler" ya da quaresmasporcular yaygara koparabilir ama ortada bazı şeylerin çok yanlış cereyan ettiğini görmemenin ve buna tepki göstermemenin imkanı yok.

Bana göre bazı konularda Siyah ya da Beyaz kadar net kararlar verip, yolunu belirleyip o yoldan sapmadan yürümek gerekir. Bu noktada grilere yer yoktur, ya siyahı ya beyazı seçersin, ikisini birbirine karıştırdığın zaman griler ortaya çıkar ki onları gördükçe en başta veremediğin karar aklına gelir ve hep acaba siyah mı yoksa beyaz mı demeliydim ikilemini yaşamaya devam edersin.


Biz başta Siyah dedik, maliyetli oyuncularla yolları ayırıp öze dönecektik ve kısa vadede sportif başarı vadetmese de mücadeleci ve öğrenerek, gelişerek yürüyecek geleceğin takımının temellerini atacaktık. Sonra Siyah çok koyu geldi, biraz da Beyaz olsun diyerek bazı işler, transferler yapmaya çalıştık-yaptık ve o noktada grilere bulaştık.


Hiç ihtiyacımız yokken (yedinci hafta itibari ile bu ispatlanmıştır maalesef), yabancı bir kaleci ve zorla kendisine yer açmaya çalışılan bir stoper aldık. Kişiliksiz bir çocuğa kurtarıcı gibi kucak açtık. Şimdi de daha kötüsü kulislerde Q7 affedildi söylentileri dolaşıyor ki gerçek olmayacağını umuyorum. Oysa bizi heyecanlandıran, uzun bir aradan sonra tekrar maç sabahı kalbimizin çarpmasına neden olan doğruyu bulacağımız umudu değil miydi? Gelecek gördüğümüz, beklentimiz olan oyuncuların üzerine inşa edilen, düşe kalka ama hiç vazgeçmeden savaşarak var olmaya çalışacak bir takım olacaktık. Bu kahır senelerinde böyle teselli olup bu oyuncuların her maç şans buldukça yavaş yavaş olgunlaşmalarına tanık olup sevinmeyecek miydik? 


Burada karşımıza ufak hesaplar ve ego çatışmaları çıktı yine. İlk önce Roland Koch'un anlamsız gidişini izledik. Koşarak, rakibini bozarak toplam yetenek eksikliğini kapatmaya çalışarak var olma şansı olan takım 3 gün önce maç yapmış rakibinden daha az koşar oldu. Acaba teknik ekip bu durumu nasıl açıklayacak çok merak ediyorum. Koch'un eksikliğini hissedip pişman olan var mıdır?


Manevi evlatlar Toraman ve Uğur Boral'a yer açma çalışmaları ise sıkıntının bir diğer boyutu. Ben burada Toraman konuşmaktan sıkıldım ama kendisi ayağına gelen topları ileri şişirmekten sıkılmadı. Dönen topları toplamakta sıkıntı yaşayan takıma bir darbe de içeriden, Toramandan geliyor ve kimse bu işe dur demiyor.

Uğur Boral meselesi ise çok acı devam ediyor. İsmail'in sakatlığı devam ederken o bölge için düşünülüp alınan oyuncu hazırlık dönemi ve sezonun ilk maçı itibariyle o mevkide yapamayacağını göstermişti ancak biz ne yaptık? Elimizdeki hazır oyuncuyu (Emre Özkan) takas teklifini reddediyor diye kadro dışı bıraktık. Şu an Escude, Ersan ve Uğur dahil bu takımın devşirme olmayan tek oyuncusu o ve takımdan ayrı çalıştırılmak mecburiyetinde.

Fikret Orman yönetimi bir şeyler yapmaya çalışıyor bu belli ve daha önce de belirttiğim gibi sonuçlar ne olursa olsun ben Fikret Orman'ı sene sonuna kadar destekleyeceğim. Doğan grubu ve IMG ile kurulan birliktelik bizim en acil ihtiyacımız olan stad konusunda atılmış yerinde bir adım. Stad sorunun çözülmesi için ellerinden gelen çabayı gösterdiklerine eminim. En azından bu sorunun en büyük sorunumuz olduğunu idrak etmeleri ve mesailerinin büyük bölümünü bu işe 
harcamaları güzel. 

Ancak diğer yanda, camianın neredeyse tamamının sonucunu beklediği lanetli sekiz senenin hesabının sorulması konusunda bir gelişme yok. Ortada hala denetim raporundan bir iz de yok!

Sportif olarak bu senenin nasıl şekilleneceği, mevcut teknik kadronun kapasitesi ile orantılı takımın düşe kalka kör topal ilerleyeceği aşikar. Açıkcası teknik ekibin yapacağı fahiş hatalar dışında yenilmişiz yenmişiz bu sene benim umrumda değil. Tek dileğim; beklentinin böyle düşük olduğu ve insanların tolerans eşiklerinin bu kadar üste çekildiği bir senede saha dışındaki mevzularda yapılabilecek en fazla katkıyı yapmak ve maddi sıkıntıların aşılmasına katkı sağlayabilecek en ufak ayrıntının bile üzerine gidilmesini başarmak.

Önümüzde milli maç arası var ve takımımız Antalyada kısa bir kamp dönemine girecek. Burada inşallah sorumlular gerekli tespitleri yapar ve saha içini biraz daha güzel kılabilecek önlemler üzerine çalışırlar. Benden bir öneri; Emre Özkan kadroya geri çağrılsa ve Uğur Boral eksenli sorunların çözümünde büyük mesafe alsak fena mı olur Samet Hoca?


17 Ağustos 2012 Cuma

Vira Bismillah!






























Öncelikle; malum Havutçu ve Adalı meselesinin üzerimize serdiği ölü toprağından hala kurtulamadığımızı ve birçok arkadaşımızın sevgili Beşiktaşımızdan elini eteğini çektiğini görmenin verdiği üzüntüyü belirtmek istiyorum. Kabuslarla dolu geçen 8 senenin ardından ileriye umutla bakma şansını bulabileceğimiz bu sezonda bile yine bir burukluk ve tatsızlık var. Bu yazıda bunların hiç birine girmek istemiyorum çünkü söylemek istediğim çok şey var ve bunları yazarken bile üzüleceğimi biliyorum. Aynı zamanda uzun yazılarıma gelen şikayetleri de değerlendirip o işi ileriki bir tarihe ertelemek istiyorum (merakla beklenen "denetim raporu"nun açıklanacağı Eylül ayına).

Evet; bu yazıda Demirören, Havutçu, Adalı, Enkaz, Feda, Vefa, Quaresma kelimelerine yer yok! Bu yazı kalbi hala BeşiktAŞK ile dolu bendenizin en son 8 sene önce yaşadığı sezon açılışı heyecanını yeniden tatması şerefine geliyor! 

Büyük bir sürpriz olmazsa 2012-2013 sezonu için kadromuz şekillendi ve her ne kadar kabullenmesek de takım Samet Hoca ile hazırlıklarını tamamladı. Samet Aybaba ve ekibi Roland Koch'u göndererek ve yerine muadil bir kişiyi koymayarak büyük hata ile başladılar sezona. Sonrasında ard arda gelen transfer hamleleri ve kamplarda çok düşük kalibreli takımlarla yapılan hazırlık maçları ile gündemler değişti. 

Transferler üzerine söylenecek çok söz var ve bunlar doğru yanlış defalarca farklı mecralarda dile getirildi;

- Avrupa'da yer almayacağın, Cenk ve Beşiktaş için tamam mı devam mı senesinde yabancı bir kaleci gerekli mi?
- Avrupa'da yer almayan ve maddi darboğazda olan; Sivok-Toraman-Ersan-Atınç-Berat beşlisine sahip ve gençleşme politikası güden takım Escude'yi alır mı?
- Bütün hücum planı Fernandes üzerinden şekilleneceği bariz olan takımda onun alternatifi için transfer yapılmalı mıydı?
- Ücretinde yapılan indirime rağmen hala görece yüksek maaşlı, ana hücum planında yer bulamayacak Holosko'nun takımda kalması doğru mu?

Bu soruların benim nezdimdeki cevapları çok net, sizler de defalarca aklınızdan geçirdiniz eminim ve burada bunları irdeleyecek değilim. Sadece bu noktaların ileride dönüp bakmamız açısında bu yazıda yer almasını istiyorum.

Şimdi yavaş yavaş gelelim asıl meselemize; mevcut kadro yapısının bu pazar oynayacağımız belalı İBB maçıyla başlayan sezonda nasıl kullanılacağı. Bu tartışmayı yaparken 3 adet şablon kullanıyorum. İlk iki diziliş, hazırlık döneminde Samet Hoca'nın kafasındaki senaryolar. Son diziliş ise benim doğrularıma göre sahaya sürmemiz gereken ideal 11. Hazırlık döneminde tamamını izlediğim iki maçımız var ki bunlar da şu ana kadar oynadığımız en ciddi iki ekip; Man.City ve Kayserispor. Bu maçlardaki hava ve medyadan takip ettiğim Samet Hoca icraatları neticesinde iki alternatif üzerinde duruluyor gibi geliyor bana.




İlk şablonda gördüğünüz dizilişte büyük sıkıntılar var ama bence en büyüğü Toraman'ın daha önce defalarca denenip her seferinde de olumsuzluğu ispatlanan pozisyonu. Samet Hoca kendisinin defansif meziyetlerinden orada faydalanmak isteyecek. Bunun sebepleri net; Sivok-Escude ikilisine daha çok güveniyor ve Fernandes'i hücumun en kritik oyuncusu olarak görüyor. Dizilişteki diğer sıkıntılar Uğur Boral'ın sol bek performansı ve Veli'nin yerlerde sürünen ofansif katkısı.




İkinci şablon belki de ilkinden de riskli, burada yine Toraman'ın beceremediği bir pozisyon neticesinde iyi olduğu pozisyondan kaydırılmış bir oyuncu görüyoruz: Hilbert. Zamanında Stuttgart'ta ve geçen sezon Beşiktaş'ta bu adamın en verimli yerinin sağ bek olduğunu biliyoruz. Üstteki pozisyonunda başarılı olacak kadar ofansif meziyeti olmayan bu arkadaşımız, disiplinli savunma anlayışı ve bek ortalamasında ofansif katkısı ile bize uzun zamandır izlemediğimiz sağ bek katkısını bahşetmişti. Pişmiş aşa su katmanın manası yok! Buradaki diğer sıkıntılar yine Uğur Boral'ın pozisyonu ve takımın beyni konumundaki Veli'nin kapasitesi. Baskı altında topu ne kadar iyi kullandığını hepimiz biliyoruz!

Benim izlenimlerim Samet Hoca'nın kafasında yukarıdaki şablonlar doğrultusunda planlar olduğu. Bu iki sorunlu sistemin merkezinde ise Toraman'a yer bulma çabasının yattığını görüyoruz. Aslen stoper olan ve defalarca başka mevkiide oynayamadığını ifade eden bu arkadaşa ilk 11'de yer bulma adına diziliş katliamı yapabilir Samet Hoca. Uğur Boral ve Veli'ye yüklenen aşırı anlamlar da yine bizi sıkıntıya sokacak diğer unsurlar.




Bu son şablonda ise benim önerimi görüyoruz: Sol Bekte sürpriz isim Emre Özkan. Uğur Boral gibi devşirme değil, gerçek bir sol bek. Ofansif olarak yeterli değil kabul ama 2009/2010 sezonunda TFF 1.lig'de Orduspor ile 27 maça çıkan, geçen sezon da 18 maç ile yeteri kadar Süper Lig tecrübesi edinen bu çocuğa şans vermenin tam sırası. Boyu 1.82 ve fiziği genel anlamda İsmail'den daha iyi.

Uğur Boral'ı ise Emre'nin önünde kullanmak daha akıllıca geliyor bana. Eski formundan performanslar sergilerse delici kanat oyuncusu olarak sol tarafta katkısı büyük olur.

Sağda Hilbert ve Olcay ikilisi belki de en dengeli birliktelik olacak. Olcay hiç bir şeyi harika yapamayan ama her şeyden biraz becerebilen bir adam ve hazırlık maçlarında en çok öne çıkan isimlerden. Hilbert ile uyumu şimdiden yakaladı ve hem ofansif hem defansif katkı verebilecek bir isim.

Gelelim dananın kuyruğunun kopacağı noktaya; merkeze. Takımın en iyi oyuncusuna en zor görevi vermek zorundayız. Fernandes; futbolu bilen iki stoperden alacağı toplarla oyunu kurabilecek, baskı altına sorumluluk alabilen ve sürpriz driplingler ile rakibi delebilen yegane isim. Onun yeriyle oynamak büyük risk. 

Risk demişken belki de en büyük sürpriz Oğuzhan Özyakup'a gelelim. Arsenal sempatizanı olduğumdan kelli zamanında bir kaç rezerv lig maçı izlemişliğim var hatta bir tanesi Chelsea'ye karşı oynadıklarıydı. O zamandan beri beğendiğim Oğuzhan hazırlık döneminde beklenilenden üstün bir performans sundu. Aslında çocuk tam bir Fernandes olabilir ve ideal yeri de orası. Akıllı, temiz oynuyor, sakin ve baskı altında bir kaç hamle önceden kurguladığı plana göre top dağıtıyor. Özellikle kornerleri çok etkili kullabiliyor. Arsenal'de onlarca Fasbregas adayından biriydi ama olmadı ve şu an burada. Bence bu riske edilebilecek sezonda geleceğe dair en büyük kazanç bu çocuk olabilir ve kesinlikle Muhammet Demirci'den daha çok şans bulmalı.

İlk maçtan sonra Samet Hoca'nın planlarını görüp tekrar yazmak istiyorum ve şimdilik burada yazıyı noktalıyorum. Başarılar Beşiktaş!