Fikret Orman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fikret Orman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2013 Pazartesi

Uğur Boral





















30 mart 2013 Cumartesi günü Fenerbahçe sahilde bir restoranda Uğur Boral ile tanışma fırsatı buldum. Yanında menajeri de vardı. Sağolsunlar kırmadılar, yemek vakitlerinden baya çalmama ragmen uzun uzun bir çok konuda konuştular, sorularım üzerine fikirlerini paylaştılar.
Öncelikle şunu belirteyim, Uğur Boral’ın Beşiktaş kariyerini sevmedim, sevemedim. Belki asli mevkisi dışında kullanmaya çalışmamız, belki de aklımızda hep Fenerbahçe-Sevilla eşlemelerindeki harika performansı ve Euro 2008 milli takım kadrosuna yükşelişi dönemindeki haliyle kıyaslamamız bunda etken oldu. Ancak yüz yüze konuşunca Beşiktaş formasıyla ağzımda ekşi tad bırakan Uğur gitti, yerine efendi, sorumluluk sahibi ve iyi bir profesyonel futbolcu imajı geldi. Fazla uzatmadan kısa kısa notlar halinde konuştuğumuz konuların özetini sizlerle paylaşmaya çalışacağım;

-Öncelikle kötü haber; menajerin dediğine göre son dönemde hem Fikret Orman hem de Ahmet Nur Çebi tarafından UEFA zemininde davalık olduğumuz borçların kapandığı ve Avrupa şampiyonalarına katılım konusunda bir sorun yaşamayacağımıza dair yapılan açıklamalar gerçeği yansıtmıyor. İki isminde büyük çaba sarfettiğini ama UEFA yarışmalarına önümüzdeki sene de katılamayacağımızı belirtti menajer bey. Açıkcası  inanmak istemiyorum ama çok emin konuştular. Üzüntüden detayları soramadım bile.

-Burdan hareketle tabii hemen bir Yıldırım Demirören mevzusu açıldı. Uğur Boral’ın düşünceleri de sokaktaki Beşiktaşlı ile aynı. Olabilecek en kibar şekilde içinde Yıldırım Demirören sevgisinden! bahsetti. Fikret Orman’ın ise kendisiyle kıyaslanamayacak kadar iyi bir insan ve yönetici olduğunu ve gerçekten sorunları çözümü için çok yoğun mesai harcadığından bahsetti. Oyuncular arasında da hem Fikret Orman’ın hem de Ahmet Nur Çebi’nin çok sevildiğini ve sayıldığını söyledi.

-İkisi de Yıldırım Demirören’in kulübü kendisine borçlu çıkartmak için manipülasyonlar yaptığını düşünüyor. Tabata taransferinde Gaziantepspor’a 8 milyon Euro değil sadece 1 milyon Euro ödendiğini söyleyen menajer, Sivok ve Zapotochny transferlerinde de daha önce bir çok gazeteye konu edilen durumun doğru olduğunu belirtti.

-Ferrari’nin de menajeriymiş kendisi! Güya transfer öncesi Yıldırım Demirören’e “bakın adamın ciddi avukatları ve danışmanları var, eğer bu sözleşmedeki şartları yerine getiremeyecekseniz ciddi sıkıntı yaşarsınız” uyarısını yapmış. Nihat Kahveci olayında da olduğu gibi ödemeyeceklerini bile bile bir çok sözleşme altına imza atara Beşiktaşın sonunu hazırladılar dediler.

-Uğur Boral taraftardan şikayet etti biraz J Özellikle Quaresma konusunda, ki haklı olduğu noktalar çok, ona gösterilen sevgi ve müsamaha diğer oyuncuların zoruna gitmiş. Onlar da kendi aralarında “quarejmacılar” geyiğini çevirmişler belli. Ayrıca kendisi bu sene taraftarın takıma yeteri kadar sahip çıkmadıklarını düşünüyor. Ben bu konuya katılmadığımı, kapalının dolmamış olmasının taraftarın takıma sahip çıkmaması anlamına gelmeyeceğini anlatmaya çalıştım kendimce ama zaman kısıtlı zaten çok da uzatmadım J Böyle düşünmesinde kötü oynadığı maçlar sonrası aleyhine yapılan tezahüratların da etkisi vardır diye düşünüyorum.

-Gökhan Süzen transferini de çok eleştirdi. “İBB’deki Ekrem’i kesemeyen adamı nasıl olur da alırsın takıma” diye Samet Hoca’ya yüklendi. Ben de ordan aldığım gaz ile özellikle Dentinho ve Niang transferleri sonrasındaki Samet Aybaba demeçlerini eleştirdim. Beşiktaş’ın hocasının aldığı oyuncuların arkasından “Niang 6 aydır oynamıyorMUŞ, Dentinho 1.5 sezon düzenli oynamaMIŞ” deme hakkı yok. Bunları biliyorsan adamları almayabilirsin, bilmiyorsan ve o yüzden MIŞ-MUŞ kullanıyorsan daha büyük facia, sorumlu tamamen sensin” dediğimde gülerek onayladı. Gökhan Süzen transferi için Emre Özkan’a yapılan İBB’ye gitmeyi kabul etmediği için kadro dışı bırakma uygulamasının haksızlığından da dem vurduk biraz.

- Zamanında İlhan Cavcav’ın Samet hoca hakkında yaptığı, “gençlerbirliğinde sadece 5’e 2 yaptırırdı, takımı doğru düzgün çalıştıramazdı” eleştirilerini hatırlatınca biraz sırıttı ama yorum yapmadı.

-Üstüne basa basa stad projesinin öneminden bahsetti ve kurtuluşun tek formülünün stad ile artacak gelirler olduğunu belirtti. Fenerbahçe’nin de stad ve ona paralel artan gelirler ile çıta yükselttiğini anlattı. Ayrıca taraftarları da kıyaslayıp iki camia arasında maddi destek olarak büyük uçurum olduğunu söyledi. Hatta “Tribünlere bakıyorum adamlar hala BEKO reklamlı formalar ile geliyorlar” dedi J Ben onun nostaljik değerinden bahsettim ama anlatmaya çalıştığını anlıyoruz tabii ki. Kartal Yuvasından alacaklarına gidip Çarşı logolu işporta mallar alıyorlar dedi. Çarşı oluşumuna da biraz veryansın etti.

-Takım olarak bu sene şampiyon olabileceklerine gerçekten inandıklarını ama üst üste yapılan basit hatalar sonucu ellerine gelen fırsatı kaçırdıklarının farkında olduklarını söyledi. Oyuncu grubunun çok iyi niyetli ve düzgün insanlardan oluştuğunu anlattı.

-Son olarak sakatlığını sorduğumda, önümüzdeki sezon başında tamamen hazır olacağını söyledi.

Çok uzatmamak için kısa kısa yazmaya çalıştım ama her bir maddeyi oldukça detaylı konuştu sağolsun ve içtenlikle yanıtlada hızlı hızlı sorduğum bir çok soruyu J 
Başta da belirttiğim gibi tanışmaktan memnun oldum zira Beşiktaşlı bilmediğimiz Uğur’un bile Beşiktaşın sorunlarına kafa yorması ve gerçekten Beşiktaşın başarısını istemesi çok hoşuma gitti. Kendisine acil şifalar dileriz.

10 Ekim 2012 Çarşamba

Bu işte bir yanlışlık var.
























Sezonun yedinci haftası sonunda on altıncı sırada yer alan Akhisar Belediye spordan sadece iki puan fazla toplamış olmak ya da Kadıköy deplasmanından eli boş dönmek zerre umrumda olmazdı birazcık ışık görebilseydik. Bu seneye ve hatta önümüzdeki senelere sportif başarıdan çok mali başarı sloganıyla çıktık ve kendi adıma bu şiardan şaştığım söylenemez. Evet elbette üst üste gelen kötü skorlar sonrası "sevinmek için sevenler" ya da quaresmasporcular yaygara koparabilir ama ortada bazı şeylerin çok yanlış cereyan ettiğini görmemenin ve buna tepki göstermemenin imkanı yok.

Bana göre bazı konularda Siyah ya da Beyaz kadar net kararlar verip, yolunu belirleyip o yoldan sapmadan yürümek gerekir. Bu noktada grilere yer yoktur, ya siyahı ya beyazı seçersin, ikisini birbirine karıştırdığın zaman griler ortaya çıkar ki onları gördükçe en başta veremediğin karar aklına gelir ve hep acaba siyah mı yoksa beyaz mı demeliydim ikilemini yaşamaya devam edersin.


Biz başta Siyah dedik, maliyetli oyuncularla yolları ayırıp öze dönecektik ve kısa vadede sportif başarı vadetmese de mücadeleci ve öğrenerek, gelişerek yürüyecek geleceğin takımının temellerini atacaktık. Sonra Siyah çok koyu geldi, biraz da Beyaz olsun diyerek bazı işler, transferler yapmaya çalıştık-yaptık ve o noktada grilere bulaştık.


Hiç ihtiyacımız yokken (yedinci hafta itibari ile bu ispatlanmıştır maalesef), yabancı bir kaleci ve zorla kendisine yer açmaya çalışılan bir stoper aldık. Kişiliksiz bir çocuğa kurtarıcı gibi kucak açtık. Şimdi de daha kötüsü kulislerde Q7 affedildi söylentileri dolaşıyor ki gerçek olmayacağını umuyorum. Oysa bizi heyecanlandıran, uzun bir aradan sonra tekrar maç sabahı kalbimizin çarpmasına neden olan doğruyu bulacağımız umudu değil miydi? Gelecek gördüğümüz, beklentimiz olan oyuncuların üzerine inşa edilen, düşe kalka ama hiç vazgeçmeden savaşarak var olmaya çalışacak bir takım olacaktık. Bu kahır senelerinde böyle teselli olup bu oyuncuların her maç şans buldukça yavaş yavaş olgunlaşmalarına tanık olup sevinmeyecek miydik? 


Burada karşımıza ufak hesaplar ve ego çatışmaları çıktı yine. İlk önce Roland Koch'un anlamsız gidişini izledik. Koşarak, rakibini bozarak toplam yetenek eksikliğini kapatmaya çalışarak var olma şansı olan takım 3 gün önce maç yapmış rakibinden daha az koşar oldu. Acaba teknik ekip bu durumu nasıl açıklayacak çok merak ediyorum. Koch'un eksikliğini hissedip pişman olan var mıdır?


Manevi evlatlar Toraman ve Uğur Boral'a yer açma çalışmaları ise sıkıntının bir diğer boyutu. Ben burada Toraman konuşmaktan sıkıldım ama kendisi ayağına gelen topları ileri şişirmekten sıkılmadı. Dönen topları toplamakta sıkıntı yaşayan takıma bir darbe de içeriden, Toramandan geliyor ve kimse bu işe dur demiyor.

Uğur Boral meselesi ise çok acı devam ediyor. İsmail'in sakatlığı devam ederken o bölge için düşünülüp alınan oyuncu hazırlık dönemi ve sezonun ilk maçı itibariyle o mevkide yapamayacağını göstermişti ancak biz ne yaptık? Elimizdeki hazır oyuncuyu (Emre Özkan) takas teklifini reddediyor diye kadro dışı bıraktık. Şu an Escude, Ersan ve Uğur dahil bu takımın devşirme olmayan tek oyuncusu o ve takımdan ayrı çalıştırılmak mecburiyetinde.

Fikret Orman yönetimi bir şeyler yapmaya çalışıyor bu belli ve daha önce de belirttiğim gibi sonuçlar ne olursa olsun ben Fikret Orman'ı sene sonuna kadar destekleyeceğim. Doğan grubu ve IMG ile kurulan birliktelik bizim en acil ihtiyacımız olan stad konusunda atılmış yerinde bir adım. Stad sorunun çözülmesi için ellerinden gelen çabayı gösterdiklerine eminim. En azından bu sorunun en büyük sorunumuz olduğunu idrak etmeleri ve mesailerinin büyük bölümünü bu işe 
harcamaları güzel. 

Ancak diğer yanda, camianın neredeyse tamamının sonucunu beklediği lanetli sekiz senenin hesabının sorulması konusunda bir gelişme yok. Ortada hala denetim raporundan bir iz de yok!

Sportif olarak bu senenin nasıl şekilleneceği, mevcut teknik kadronun kapasitesi ile orantılı takımın düşe kalka kör topal ilerleyeceği aşikar. Açıkcası teknik ekibin yapacağı fahiş hatalar dışında yenilmişiz yenmişiz bu sene benim umrumda değil. Tek dileğim; beklentinin böyle düşük olduğu ve insanların tolerans eşiklerinin bu kadar üste çekildiği bir senede saha dışındaki mevzularda yapılabilecek en fazla katkıyı yapmak ve maddi sıkıntıların aşılmasına katkı sağlayabilecek en ufak ayrıntının bile üzerine gidilmesini başarmak.

Önümüzde milli maç arası var ve takımımız Antalyada kısa bir kamp dönemine girecek. Burada inşallah sorumlular gerekli tespitleri yapar ve saha içini biraz daha güzel kılabilecek önlemler üzerine çalışırlar. Benden bir öneri; Emre Özkan kadroya geri çağrılsa ve Uğur Boral eksenli sorunların çözümünde büyük mesafe alsak fena mı olur Samet Hoca?


20 Haziran 2012 Çarşamba

Hesap Sor






























Sayın Başkan, Beşiktaş'ı batıranlardan hesap sormazsanız "Feda"nın hiçbir anlamı kalmaz.

Hesap sorun. Derhal, şimdi...

12 Haziran 2012 Salı

Başlamadan Biten Rüyalar...



















"Enkaz Edebiyatı" yapmayı en çok hak eden yönetimde, taşın altına elini koyan bir kaç cesur Beşiktaşlı'dan biriydi İbrahim Altınsay ve birçoğumuzun tekrar heveslenip camianın göreceği güzel günleri hayal etmesini sağlamıştı. Kurtuluş reçetesinin belki de tek maddesi mali disiplinden taviz vermeden yapacağı transferleri ve gençlerin üzerinde yükselmeyi hedefleyen geleceğin Beşiktaş'ını kuracak hocayı seçecek isimdi. Efsane basketbol takımımızın üçüncü kupasını kaldırdığı günün ertesi Beşiktaş camiası yine Beşiktaşlılığını yaptı ve hiç acımadan yumruğu boğazımıza oturttu!


Van Gaal tercihinin yönetim kurulu tarafından kabul edilmemesi gösteriliyor şu an sebep olarak ve olay henüz daha çok yeni, bir geri dönüş olur mu bilinmez ama gelecek şimdi daha da karanlık bizim için.


Güvendiğin kişiye yetki veremezsen, futbol şubesinin başında düşündüğün kişinin takımın geleceğini üzerine inşa etmesini planladığı adamı seçmesine izin vermezsen kurda kuşa yem olmaya devam ederiz. Bu kadar doğru başlayan bir projenin bu kadar çabuk hüsrana yelken açmasının yarattığı üzüntüyü tarif edemiyorum. Gerçekten ümitlenmiştik ve elimizden geleni yapabilmek adına büyük şevk duyuyorduk ancak İbrahim Altınsay'dan faydalanamadan mevcut kadro ile devam etme fikri inanın hiç bir şey ifade etmiyor artık.


*Ekleme: yazıdan sonra öğle saatlerinde İbrahim Altınsay'ın yaptığı yazılı açıklamayı da tarihe not düşmek adına buraya iliştiriyorum:


"Taraftarı ve Kongre üyesi olduğum Beşiktaş'ta fahri olarak yürüttüğüm, "Futbol Takımlarının Yeniden Yapılandırılması Genel Koordinatörlüğü" ve "Futbol Komitesi Üyeliği" görevimden ayrıldım. İstifamla ilgili spekülasyonları önlemek, konuyu gündemden mümkün olduğunca çabuk kaldırmak ve kapatmak için ilk ve son kez bir açıklama yapmayı gerekli gördüm.

Göreve gelir gelmez gece gündüz çalıştık ve kısa zamanda ortaya bir "Yeniden Yapılanma Projesi" çıkardık. Beşiktaş dengeli, gelişmeye açık, dinamik, mücadeleci ve çağdaş bir takım olacaktı. Bunun için, şimdiye kadar Beşiktaş'ta verdiğinden çok alanların tasfiye edilmesi, edilemiyorlarsa "Fulya'da Düz Koşu"ya yollanmaları gerekiyordu. Teknik Direktör bu stratejiye göre seçilecek, Ümraniye ve Özkaynak Düzeni buna göre yapılandırılacaktı.
 
Projeyi uygulamaya başlayınca Başkanımızdan ve Futbol Komitesi Başkanımızdan yeterli desteği göremedim. Projeye ilişkin kuşkular ve kararsızlıklar doğmaya başladı. Son olarak teknik direktör konusunda bilgim ve onayım dışında adımlar atılınca görevde kalmama artık gerek duyulmadığını anladım. Artık bir işlevi kalmayan bu görevden ayrılmak zorunda kaldım.

Üzülerek aldığım bu kararda, komite üyesi öteki arkadaşlarımla ya da bazı yönetim kurulu üyeleri ile olan anlaşmazlıkların etkili olduğu tamamen asılsızdır. Böyle anlaşmazlıkların olduğu tamamen uydurulmuş haberlerdir.
 
"Yeniden Yapılanma Projesi"nin Beşiktaş ve ülke futbolu için tek çare olduğuna inancım tam. Bu yolda atılacak her adımda, istek olursa, elimden gelen her türlü desteği göstermeye devam edeceğim.
 
Konunun böyle kapanmasını diler, saygılar sunarım."

31 Mart 2012 Cumartesi

Ne Bekliyoruz?














Bu yazıyı Yıldırım Demirören'in Beşiktaşı bırakacağı kesinleştiği gün, yeni başkanımızdan ne bekliyoruz sorusunu irdeleyecek şekilde yazmak istiyordum ama araya giren iş yoğunluğu ve biraz da isteksizlik nedeniyle ancak bu gün, yeni başkanımızın belli olmasından bir hafta sonra adresi belli bir şekilde yazıyorum.

Geride adeta bir enkazın bırakıldığı, takımın maddi manevi tümüyle içinin boşaltıldığı, rekor seviyede borçlanmaya rağmen (hani diyorlar ya barcelona'nın da çok borcu varmış!) sportif açıdan neredeyse hiç bir başarının yakalanamadığı travmatik bir dönemi geride bırakmak niyetiyle yola çıkmak durumundayız. İçinde bulunduğumuz ekonomik buhranı, gelirlerimizin ipotek altına alınmış olmasını, takıma olmasa bile kulübe, camiaya adeta küsen taraftarları ve içinde bulunduğumuz dönemin global kriz koşullarını hesaba katarsak gerçekten çok zor günler bizi bekliyor.

İçinize sinsin sinmesin, kendisini tanıyalım ya da tanımayalım, daha önce Yıldırım Demirören'le birlikte çalışmış olsun olmasın; Fikret Orman'ın adaylığı bu çerçevede çok önemliydi ve benim de içinde bulunduğum bir çokları için "tutunacak bir dal" anlamına geliyordu. İbrahim Altınsay'ın da dediği gibi şartların bu kadar kötü olduğu bi durumda uçağı en azından çakılmaktan kurtarmak ve yükselişe geçiremese bile uçuyor hale getirmesi dahi bizim için şu an çok önemli. İşte bu nedenle Fikret Orman'a şu aşamada destek olmalı ve en azında bir süre yapmaya çalıştıklarını anlayana kadar elimizden gelen katkıyı sağlamalıyız.

Peki uçurumun kıyısındaki Beşiktaşı düzlüğe çıkartmasını umduğumuz başkanımızdan ne beklemeliyiz? Etrafta uçuşan o kadar çok düşünce, o kadar farklı temenni ve beklenti var ki, artık allak bullak olan zihinlerin biraz sakin kafayla düşünmesini sağlamak lazım ve ekonomik kalkınma eksenli stratejik plan ile akılcı ve mantıklı bir yönetim için yapılması gerektiğine inandıklarımızı tartışmalıyız.

Kafamızı kaldırıp biraz dışarıya baktığımızda Beşiktaşın bu durumunun ne ilk ne de son olmayacağını anladığımız bir çok örnekle karşılıyoruz. Çeşitli nedenlerden ötürü yakın zamanda Juventus'tan Benfica'ya Borussia Dortmund'dan Glasgow Rangers'a bir çok Avrupa devi benzer senaryolarla karşılaştı ve bir çoğu hala büyük mücadele içinde. Bu takımların genelde ekonomik sıkıntılar nedeniyle düştükleri krizlerden kurtulma yolunda attıkları adımların incelenmesi bence yapılacak işlerin başında geliyor. Global senaryoların lokal durumlara uyarlanması her zaman doğru sonuç vermese de bir çok ülkede futbol ekonomisi denklemini oluşturan parametreler benzer ve denkleme yakın ağırlıklarda etki ediyorlar. Yazının sonunda linkini bulabileceğiniz Bağış Erten'in tam bir sene önce yazdığı Borussia Dortmund incelemesi* bizim için önemli ip uçları barındırıyor. Tamamını okumanızı önerdiğim bu yazıda özetle ne anlatılmak isteniyor ve biz önümüzde kanlı canlı duran bu örnekten neler çıkarmalıyız?

2002 senesinde kazandıkları lig şampiyonluğu ve UEFA kupası finali oynamanın verdiği güvenle borsaya açılan, şampiyonlar ligi gediklisi olma hayali ve o kanaldan gelecek olası kaynaklar üzerine kurulan şişirilmiş bir bütçe ve yüksek maaşlı transfer harcamalarının başını çektiği ağır ödeme planı sonucu Dortmund kulübü çok değil iki sene içinde stadını satan bir takım haline gelmişti. Dibi gördüler, tireyip kendilerine geldiler ve inanılmaz katı kurallar ile önce bankalar nezdindeki çok kötü imajlarını, borçlarını düzenli kapatarak çözdüler, sonra stadlarına geri kavuştular. Pek para getirmese de sattıkları büyük isimli oyuncuların yerine alt yapıdan olsun olmasın düşük maaşlı oyuncular koyarak yollarına devam ettiler ve şu an bulundukları konuma kadar geldiler. Tabii buraya kadar gelirken dört sezon boyunca lige 7.lik ve 13.lük arası gezindiler. Bu masal gibi gelen hikayenin rakamlarla desteklenmiş ayrıntıları için yazının tamamını okuyabilirsiniz.
Şimdi dönelim Beşiktaşa ve bizce yapılması gerekenlere.

Bahsedecek çok konu var ama bence en önemlilerine madde madde değinerek beklentilerimi özetlemeye çalışacağım.

- Hesap Sormak: Fikret Orman dahil olmak üzere bundan sonra başkanlık koltuğuna oturmak isteyeceklere örnek olması amacıyla da eski yönetim kurulundan hesap sorulması, sağduyulu Beşiktaş taraftarlarının en büyük beklentilerinden biri. Ortada resmen kulübü kendisine borçlu göstererek koca bir camiayı tehdit eden, bu tehdit sayesinde üst üste seçimler kazanan bir başkan ve ehil olmadığı konularda çok kötü kararlar alarak kulübü her açıdan geriye götüren bir yönetim kurulu var. Dünyanın neresinde hangi sektörde olursa olsun bu ekipten bu işin hesabı sorulur, Beşiktaş niye bu faicaya seyirci kalsın? İzansın harcanan, peşkeş çekilen gelirlerin hesabını mutlaka sorumluları vermeli, Beşiktaş taraftarı değil!

- Finansal Reform: Kredi kullanmadan kısa ve orta vadede ilerleme kaydedemeyiz. Ancak şu an kredibilitemiz o kadar kötü seviyedeki ki çok fahiş faiz oranları ile rica minnet kredi alır durumdayız. Bir kuruşun bile çok önemli olduğu şu zamanda olası her gelir ivedilikle bankalara olan borçlarımızı disiplin altına alıp eritme yolunda kullanılmalı iki ilerideki dönemde daha makul krediler kullanıp ondan sonra mali açıdan kendi ayakları üzerinde bir bütçe yaratmaya çalışalım.

- Küçülme - Öze Dönüş Efsanesi / Hikayesi: Seçim öncesi ve sonrası dile gelen ve çok spekülasyona maruz kalan konulardan biri de buydu. Yok efendim kulüp küçülemezmiş, yüz kusür yıllık mazisi olan tarihi çınar büyüyerek yoluna devam etmeliymiş. Küçülmekten ne anladığınızı bilmiyorum ama vermeden almak diye bir şey yok artık. Amatör şubelerin kapatılmasından bahsetmiyorum zira bu camianın önemli görevlerinden biri de bu şubelerde var olup ülke sporuna katkıda bulunmak. Açıkcası kapanmış bir voleybol şubesindense ikinci ligde mücadele eden bir voleybol takımı arzularım. Küçülmek derken yine pastanın büyük kısmını işgal eden futbol takımının görece küçülmesinden bahsediyorum ama bunu yaparken de romantiklerin rüyalarındaki "sürün sahaya 11 alt yapı oyuncusu" heyecanına kapılmıyorum. Beşiktaşın önceliği şu sıralar medyada yer aldığı gibi ne teknik direktördür ne de yabancı kalecidir. Her kuruş harcama karşımıza borç olarak dönerken kimse yerli yabancı teknik direktörden bahsetmesin. Beşiktaşı şu an düzlüğe çıkaracak şey kaliteli teknik direktör ve oyuncudan çok kısılmış harcamalardır. Bu nedenle önümüzdeki seneler sportif başarı beklentisinden uzak, alt yapı oyuncuları ile desteklenmiş düşük maliyetli az sayıda yabancı oyuncu ile oluşturulacak bir takım ve bu takımı motive edip bir sistem takımı haline getirebilecek (yerli yabancı farketmez) bir hocaya yönelinmelidir. Bunun için yine çok uzağa gitmeden Bundesliga'dan Lucien Favre, Mirko Slomka ve Jürgen Klopp gibi isimlerin bütçeleri ve sistemlerini incelemek gerekir.

- Maç Günü Gelirleri - Stad Projesi: Beşiktaşın şu an elle tutulur tek gelir kaynağı yayıncı kuruluşun ödemeleri olarak gözüküyor. Sadece bu kalem üzerine sağlıklı bir bütçe inşa etmek imkansız. Stadyumun yenilenmesi çok elzem olmakla birlikte hala belirsizliğini koruyan bir konu. Yeni stad yapılsın ya da yapılmasın maç günü gelirlerini arttırmak zorundayız. Taraftarın tekrar maçlara çekilmesi, "Wir zind Borussia" gibi bir kampanya ile camianın gerçek sahiplerinin takıma sahip çıkmasını sağlayarak önümüzdeki sezon kısa vadede iyi bir kaynak yaratabiliriz. Kombine satışında tarihimizin en kötü sezonunu şaka gibi bir rakamla geride bıraktık. Bu başarısızlıkların nedenlerini iyi araştırıp tribünlerle kavgalı durumdan çıkıp iç barışı sağlayarak taraftarların maddi desteğini de arkamıza almalıyız.

- Ek Gelir Kaynakları Yaratmak: Kartal yuvası faciasını bir an önce bitirip, profesyonellerin müdahil olacağı bir yapılanma ile kulübe nakit akışı sağlayacak yeni bir perakende ağı oluşturmalıyız. Beşiktaş taraftarından bir Fenerium başarısı beklemesek de şu anki gelirlerin çok daha üzerinde bir katkı sağlayabiliriz. Ayrıca hala düzgün bir şekilde hayata geçmemiş taraftar kart projesi yine tamam mı devam mı sezonu olacak önümüzdeki senede bize nakit katkısında bulunabilir.

- Profesyonellerden Yardım Almak: Bundan kastım Mendez gibilerinin oyuncağı olmak değil, yönetim kurulunu oluşturan ekibin kendi içinde doğru iş bölümü yapmasıdır. Sırf Beşiktaşı tuttuğu için yönetim kuruluna giren ama üç koyunu bile güdemeyecek yeteneği olmayan insanlardansa Fenerbahçeli, Galatasaraylı profesyonellerin kulüp içerisinde görev almasını tercih ederim. Belli ki; futbol şubesinde, medya ve kamuoyu ilişkilerinde, finansal yönetimde ve ticari yatırım organizasyonlarında büyük eksikliklerimiz var. Yönetim kurulunda olsun olmasın bu konuda bize yardımcı olabilecek herkesden yardım alabilmeliyiz, beşiktaşlıydı değildi komplekslerine girmeden.

Yazıyı daha fazla uzatmadan, bu kaotik dönemde elini taşın altına koyan yeni yönetim kurulumuza teşekkür edip, yukarıda saydığımız kritik konular hakkında atılacak adımların takipçisi ve destekçisi olacağımızı belirtirim.
Kulübü düzlüğe çıkarmanın en kritik noktası mali yaptırımlar ve Fikret Orman'ın bu konuya ivedilikle eğileceğini tahmin ediyorum. Umarım camiadaki cahillerin eleştirilerine ve kulübün en ücra köşesine kadar sinmiş eski başkanın şakşakçılarının engellerine takılmadan kendi programlarını uygulayabilirler.

Zaman kaçma zamanı değil, Beşiktaşa sahip çıkma zamanı!

*http://goo.gl/MDNXA