Yıldırım Demirören etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yıldırım Demirören etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2013 Pazartesi

Uğur Boral





















30 mart 2013 Cumartesi günü Fenerbahçe sahilde bir restoranda Uğur Boral ile tanışma fırsatı buldum. Yanında menajeri de vardı. Sağolsunlar kırmadılar, yemek vakitlerinden baya çalmama ragmen uzun uzun bir çok konuda konuştular, sorularım üzerine fikirlerini paylaştılar.
Öncelikle şunu belirteyim, Uğur Boral’ın Beşiktaş kariyerini sevmedim, sevemedim. Belki asli mevkisi dışında kullanmaya çalışmamız, belki de aklımızda hep Fenerbahçe-Sevilla eşlemelerindeki harika performansı ve Euro 2008 milli takım kadrosuna yükşelişi dönemindeki haliyle kıyaslamamız bunda etken oldu. Ancak yüz yüze konuşunca Beşiktaş formasıyla ağzımda ekşi tad bırakan Uğur gitti, yerine efendi, sorumluluk sahibi ve iyi bir profesyonel futbolcu imajı geldi. Fazla uzatmadan kısa kısa notlar halinde konuştuğumuz konuların özetini sizlerle paylaşmaya çalışacağım;

-Öncelikle kötü haber; menajerin dediğine göre son dönemde hem Fikret Orman hem de Ahmet Nur Çebi tarafından UEFA zemininde davalık olduğumuz borçların kapandığı ve Avrupa şampiyonalarına katılım konusunda bir sorun yaşamayacağımıza dair yapılan açıklamalar gerçeği yansıtmıyor. İki isminde büyük çaba sarfettiğini ama UEFA yarışmalarına önümüzdeki sene de katılamayacağımızı belirtti menajer bey. Açıkcası  inanmak istemiyorum ama çok emin konuştular. Üzüntüden detayları soramadım bile.

-Burdan hareketle tabii hemen bir Yıldırım Demirören mevzusu açıldı. Uğur Boral’ın düşünceleri de sokaktaki Beşiktaşlı ile aynı. Olabilecek en kibar şekilde içinde Yıldırım Demirören sevgisinden! bahsetti. Fikret Orman’ın ise kendisiyle kıyaslanamayacak kadar iyi bir insan ve yönetici olduğunu ve gerçekten sorunları çözümü için çok yoğun mesai harcadığından bahsetti. Oyuncular arasında da hem Fikret Orman’ın hem de Ahmet Nur Çebi’nin çok sevildiğini ve sayıldığını söyledi.

-İkisi de Yıldırım Demirören’in kulübü kendisine borçlu çıkartmak için manipülasyonlar yaptığını düşünüyor. Tabata taransferinde Gaziantepspor’a 8 milyon Euro değil sadece 1 milyon Euro ödendiğini söyleyen menajer, Sivok ve Zapotochny transferlerinde de daha önce bir çok gazeteye konu edilen durumun doğru olduğunu belirtti.

-Ferrari’nin de menajeriymiş kendisi! Güya transfer öncesi Yıldırım Demirören’e “bakın adamın ciddi avukatları ve danışmanları var, eğer bu sözleşmedeki şartları yerine getiremeyecekseniz ciddi sıkıntı yaşarsınız” uyarısını yapmış. Nihat Kahveci olayında da olduğu gibi ödemeyeceklerini bile bile bir çok sözleşme altına imza atara Beşiktaşın sonunu hazırladılar dediler.

-Uğur Boral taraftardan şikayet etti biraz J Özellikle Quaresma konusunda, ki haklı olduğu noktalar çok, ona gösterilen sevgi ve müsamaha diğer oyuncuların zoruna gitmiş. Onlar da kendi aralarında “quarejmacılar” geyiğini çevirmişler belli. Ayrıca kendisi bu sene taraftarın takıma yeteri kadar sahip çıkmadıklarını düşünüyor. Ben bu konuya katılmadığımı, kapalının dolmamış olmasının taraftarın takıma sahip çıkmaması anlamına gelmeyeceğini anlatmaya çalıştım kendimce ama zaman kısıtlı zaten çok da uzatmadım J Böyle düşünmesinde kötü oynadığı maçlar sonrası aleyhine yapılan tezahüratların da etkisi vardır diye düşünüyorum.

-Gökhan Süzen transferini de çok eleştirdi. “İBB’deki Ekrem’i kesemeyen adamı nasıl olur da alırsın takıma” diye Samet Hoca’ya yüklendi. Ben de ordan aldığım gaz ile özellikle Dentinho ve Niang transferleri sonrasındaki Samet Aybaba demeçlerini eleştirdim. Beşiktaş’ın hocasının aldığı oyuncuların arkasından “Niang 6 aydır oynamıyorMUŞ, Dentinho 1.5 sezon düzenli oynamaMIŞ” deme hakkı yok. Bunları biliyorsan adamları almayabilirsin, bilmiyorsan ve o yüzden MIŞ-MUŞ kullanıyorsan daha büyük facia, sorumlu tamamen sensin” dediğimde gülerek onayladı. Gökhan Süzen transferi için Emre Özkan’a yapılan İBB’ye gitmeyi kabul etmediği için kadro dışı bırakma uygulamasının haksızlığından da dem vurduk biraz.

- Zamanında İlhan Cavcav’ın Samet hoca hakkında yaptığı, “gençlerbirliğinde sadece 5’e 2 yaptırırdı, takımı doğru düzgün çalıştıramazdı” eleştirilerini hatırlatınca biraz sırıttı ama yorum yapmadı.

-Üstüne basa basa stad projesinin öneminden bahsetti ve kurtuluşun tek formülünün stad ile artacak gelirler olduğunu belirtti. Fenerbahçe’nin de stad ve ona paralel artan gelirler ile çıta yükselttiğini anlattı. Ayrıca taraftarları da kıyaslayıp iki camia arasında maddi destek olarak büyük uçurum olduğunu söyledi. Hatta “Tribünlere bakıyorum adamlar hala BEKO reklamlı formalar ile geliyorlar” dedi J Ben onun nostaljik değerinden bahsettim ama anlatmaya çalıştığını anlıyoruz tabii ki. Kartal Yuvasından alacaklarına gidip Çarşı logolu işporta mallar alıyorlar dedi. Çarşı oluşumuna da biraz veryansın etti.

-Takım olarak bu sene şampiyon olabileceklerine gerçekten inandıklarını ama üst üste yapılan basit hatalar sonucu ellerine gelen fırsatı kaçırdıklarının farkında olduklarını söyledi. Oyuncu grubunun çok iyi niyetli ve düzgün insanlardan oluştuğunu anlattı.

-Son olarak sakatlığını sorduğumda, önümüzdeki sezon başında tamamen hazır olacağını söyledi.

Çok uzatmamak için kısa kısa yazmaya çalıştım ama her bir maddeyi oldukça detaylı konuştu sağolsun ve içtenlikle yanıtlada hızlı hızlı sorduğum bir çok soruyu J 
Başta da belirttiğim gibi tanışmaktan memnun oldum zira Beşiktaşlı bilmediğimiz Uğur’un bile Beşiktaşın sorunlarına kafa yorması ve gerçekten Beşiktaşın başarısını istemesi çok hoşuma gitti. Kendisine acil şifalar dileriz.

20 Haziran 2012 Çarşamba

Hesap Sor






























Sayın Başkan, Beşiktaş'ı batıranlardan hesap sormazsanız "Feda"nın hiçbir anlamı kalmaz.

Hesap sorun. Derhal, şimdi...

31 Mart 2012 Cumartesi

Ne Bekliyoruz?














Bu yazıyı Yıldırım Demirören'in Beşiktaşı bırakacağı kesinleştiği gün, yeni başkanımızdan ne bekliyoruz sorusunu irdeleyecek şekilde yazmak istiyordum ama araya giren iş yoğunluğu ve biraz da isteksizlik nedeniyle ancak bu gün, yeni başkanımızın belli olmasından bir hafta sonra adresi belli bir şekilde yazıyorum.

Geride adeta bir enkazın bırakıldığı, takımın maddi manevi tümüyle içinin boşaltıldığı, rekor seviyede borçlanmaya rağmen (hani diyorlar ya barcelona'nın da çok borcu varmış!) sportif açıdan neredeyse hiç bir başarının yakalanamadığı travmatik bir dönemi geride bırakmak niyetiyle yola çıkmak durumundayız. İçinde bulunduğumuz ekonomik buhranı, gelirlerimizin ipotek altına alınmış olmasını, takıma olmasa bile kulübe, camiaya adeta küsen taraftarları ve içinde bulunduğumuz dönemin global kriz koşullarını hesaba katarsak gerçekten çok zor günler bizi bekliyor.

İçinize sinsin sinmesin, kendisini tanıyalım ya da tanımayalım, daha önce Yıldırım Demirören'le birlikte çalışmış olsun olmasın; Fikret Orman'ın adaylığı bu çerçevede çok önemliydi ve benim de içinde bulunduğum bir çokları için "tutunacak bir dal" anlamına geliyordu. İbrahim Altınsay'ın da dediği gibi şartların bu kadar kötü olduğu bi durumda uçağı en azından çakılmaktan kurtarmak ve yükselişe geçiremese bile uçuyor hale getirmesi dahi bizim için şu an çok önemli. İşte bu nedenle Fikret Orman'a şu aşamada destek olmalı ve en azında bir süre yapmaya çalıştıklarını anlayana kadar elimizden gelen katkıyı sağlamalıyız.

Peki uçurumun kıyısındaki Beşiktaşı düzlüğe çıkartmasını umduğumuz başkanımızdan ne beklemeliyiz? Etrafta uçuşan o kadar çok düşünce, o kadar farklı temenni ve beklenti var ki, artık allak bullak olan zihinlerin biraz sakin kafayla düşünmesini sağlamak lazım ve ekonomik kalkınma eksenli stratejik plan ile akılcı ve mantıklı bir yönetim için yapılması gerektiğine inandıklarımızı tartışmalıyız.

Kafamızı kaldırıp biraz dışarıya baktığımızda Beşiktaşın bu durumunun ne ilk ne de son olmayacağını anladığımız bir çok örnekle karşılıyoruz. Çeşitli nedenlerden ötürü yakın zamanda Juventus'tan Benfica'ya Borussia Dortmund'dan Glasgow Rangers'a bir çok Avrupa devi benzer senaryolarla karşılaştı ve bir çoğu hala büyük mücadele içinde. Bu takımların genelde ekonomik sıkıntılar nedeniyle düştükleri krizlerden kurtulma yolunda attıkları adımların incelenmesi bence yapılacak işlerin başında geliyor. Global senaryoların lokal durumlara uyarlanması her zaman doğru sonuç vermese de bir çok ülkede futbol ekonomisi denklemini oluşturan parametreler benzer ve denkleme yakın ağırlıklarda etki ediyorlar. Yazının sonunda linkini bulabileceğiniz Bağış Erten'in tam bir sene önce yazdığı Borussia Dortmund incelemesi* bizim için önemli ip uçları barındırıyor. Tamamını okumanızı önerdiğim bu yazıda özetle ne anlatılmak isteniyor ve biz önümüzde kanlı canlı duran bu örnekten neler çıkarmalıyız?

2002 senesinde kazandıkları lig şampiyonluğu ve UEFA kupası finali oynamanın verdiği güvenle borsaya açılan, şampiyonlar ligi gediklisi olma hayali ve o kanaldan gelecek olası kaynaklar üzerine kurulan şişirilmiş bir bütçe ve yüksek maaşlı transfer harcamalarının başını çektiği ağır ödeme planı sonucu Dortmund kulübü çok değil iki sene içinde stadını satan bir takım haline gelmişti. Dibi gördüler, tireyip kendilerine geldiler ve inanılmaz katı kurallar ile önce bankalar nezdindeki çok kötü imajlarını, borçlarını düzenli kapatarak çözdüler, sonra stadlarına geri kavuştular. Pek para getirmese de sattıkları büyük isimli oyuncuların yerine alt yapıdan olsun olmasın düşük maaşlı oyuncular koyarak yollarına devam ettiler ve şu an bulundukları konuma kadar geldiler. Tabii buraya kadar gelirken dört sezon boyunca lige 7.lik ve 13.lük arası gezindiler. Bu masal gibi gelen hikayenin rakamlarla desteklenmiş ayrıntıları için yazının tamamını okuyabilirsiniz.
Şimdi dönelim Beşiktaşa ve bizce yapılması gerekenlere.

Bahsedecek çok konu var ama bence en önemlilerine madde madde değinerek beklentilerimi özetlemeye çalışacağım.

- Hesap Sormak: Fikret Orman dahil olmak üzere bundan sonra başkanlık koltuğuna oturmak isteyeceklere örnek olması amacıyla da eski yönetim kurulundan hesap sorulması, sağduyulu Beşiktaş taraftarlarının en büyük beklentilerinden biri. Ortada resmen kulübü kendisine borçlu göstererek koca bir camiayı tehdit eden, bu tehdit sayesinde üst üste seçimler kazanan bir başkan ve ehil olmadığı konularda çok kötü kararlar alarak kulübü her açıdan geriye götüren bir yönetim kurulu var. Dünyanın neresinde hangi sektörde olursa olsun bu ekipten bu işin hesabı sorulur, Beşiktaş niye bu faicaya seyirci kalsın? İzansın harcanan, peşkeş çekilen gelirlerin hesabını mutlaka sorumluları vermeli, Beşiktaş taraftarı değil!

- Finansal Reform: Kredi kullanmadan kısa ve orta vadede ilerleme kaydedemeyiz. Ancak şu an kredibilitemiz o kadar kötü seviyedeki ki çok fahiş faiz oranları ile rica minnet kredi alır durumdayız. Bir kuruşun bile çok önemli olduğu şu zamanda olası her gelir ivedilikle bankalara olan borçlarımızı disiplin altına alıp eritme yolunda kullanılmalı iki ilerideki dönemde daha makul krediler kullanıp ondan sonra mali açıdan kendi ayakları üzerinde bir bütçe yaratmaya çalışalım.

- Küçülme - Öze Dönüş Efsanesi / Hikayesi: Seçim öncesi ve sonrası dile gelen ve çok spekülasyona maruz kalan konulardan biri de buydu. Yok efendim kulüp küçülemezmiş, yüz kusür yıllık mazisi olan tarihi çınar büyüyerek yoluna devam etmeliymiş. Küçülmekten ne anladığınızı bilmiyorum ama vermeden almak diye bir şey yok artık. Amatör şubelerin kapatılmasından bahsetmiyorum zira bu camianın önemli görevlerinden biri de bu şubelerde var olup ülke sporuna katkıda bulunmak. Açıkcası kapanmış bir voleybol şubesindense ikinci ligde mücadele eden bir voleybol takımı arzularım. Küçülmek derken yine pastanın büyük kısmını işgal eden futbol takımının görece küçülmesinden bahsediyorum ama bunu yaparken de romantiklerin rüyalarındaki "sürün sahaya 11 alt yapı oyuncusu" heyecanına kapılmıyorum. Beşiktaşın önceliği şu sıralar medyada yer aldığı gibi ne teknik direktördür ne de yabancı kalecidir. Her kuruş harcama karşımıza borç olarak dönerken kimse yerli yabancı teknik direktörden bahsetmesin. Beşiktaşı şu an düzlüğe çıkaracak şey kaliteli teknik direktör ve oyuncudan çok kısılmış harcamalardır. Bu nedenle önümüzdeki seneler sportif başarı beklentisinden uzak, alt yapı oyuncuları ile desteklenmiş düşük maliyetli az sayıda yabancı oyuncu ile oluşturulacak bir takım ve bu takımı motive edip bir sistem takımı haline getirebilecek (yerli yabancı farketmez) bir hocaya yönelinmelidir. Bunun için yine çok uzağa gitmeden Bundesliga'dan Lucien Favre, Mirko Slomka ve Jürgen Klopp gibi isimlerin bütçeleri ve sistemlerini incelemek gerekir.

- Maç Günü Gelirleri - Stad Projesi: Beşiktaşın şu an elle tutulur tek gelir kaynağı yayıncı kuruluşun ödemeleri olarak gözüküyor. Sadece bu kalem üzerine sağlıklı bir bütçe inşa etmek imkansız. Stadyumun yenilenmesi çok elzem olmakla birlikte hala belirsizliğini koruyan bir konu. Yeni stad yapılsın ya da yapılmasın maç günü gelirlerini arttırmak zorundayız. Taraftarın tekrar maçlara çekilmesi, "Wir zind Borussia" gibi bir kampanya ile camianın gerçek sahiplerinin takıma sahip çıkmasını sağlayarak önümüzdeki sezon kısa vadede iyi bir kaynak yaratabiliriz. Kombine satışında tarihimizin en kötü sezonunu şaka gibi bir rakamla geride bıraktık. Bu başarısızlıkların nedenlerini iyi araştırıp tribünlerle kavgalı durumdan çıkıp iç barışı sağlayarak taraftarların maddi desteğini de arkamıza almalıyız.

- Ek Gelir Kaynakları Yaratmak: Kartal yuvası faciasını bir an önce bitirip, profesyonellerin müdahil olacağı bir yapılanma ile kulübe nakit akışı sağlayacak yeni bir perakende ağı oluşturmalıyız. Beşiktaş taraftarından bir Fenerium başarısı beklemesek de şu anki gelirlerin çok daha üzerinde bir katkı sağlayabiliriz. Ayrıca hala düzgün bir şekilde hayata geçmemiş taraftar kart projesi yine tamam mı devam mı sezonu olacak önümüzdeki senede bize nakit katkısında bulunabilir.

- Profesyonellerden Yardım Almak: Bundan kastım Mendez gibilerinin oyuncağı olmak değil, yönetim kurulunu oluşturan ekibin kendi içinde doğru iş bölümü yapmasıdır. Sırf Beşiktaşı tuttuğu için yönetim kuruluna giren ama üç koyunu bile güdemeyecek yeteneği olmayan insanlardansa Fenerbahçeli, Galatasaraylı profesyonellerin kulüp içerisinde görev almasını tercih ederim. Belli ki; futbol şubesinde, medya ve kamuoyu ilişkilerinde, finansal yönetimde ve ticari yatırım organizasyonlarında büyük eksikliklerimiz var. Yönetim kurulunda olsun olmasın bu konuda bize yardımcı olabilecek herkesden yardım alabilmeliyiz, beşiktaşlıydı değildi komplekslerine girmeden.

Yazıyı daha fazla uzatmadan, bu kaotik dönemde elini taşın altına koyan yeni yönetim kurulumuza teşekkür edip, yukarıda saydığımız kritik konular hakkında atılacak adımların takipçisi ve destekçisi olacağımızı belirtirim.
Kulübü düzlüğe çıkarmanın en kritik noktası mali yaptırımlar ve Fikret Orman'ın bu konuya ivedilikle eğileceğini tahmin ediyorum. Umarım camiadaki cahillerin eleştirilerine ve kulübün en ücra köşesine kadar sinmiş eski başkanın şakşakçılarının engellerine takılmadan kendi programlarını uygulayabilirler.

Zaman kaçma zamanı değil, Beşiktaşa sahip çıkma zamanı!

*http://goo.gl/MDNXA

3 Şubat 2012 Cuma

Biri diyor Çanakkale Boğazı diğeri anlıyor...



Teşekkürler Güntekin Onay, ne yazık ki senin gibi Beşiktaşlıların sayısı çok azaldı.

16 Ocak 2011 Pazar

Şişede Durduğu Gibi Durmuyor


http://www.ntvspor.net/haber/spor-toto-super-lig/31949/reali-barcayi-ve-besiktasi-konusuyorlar

Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören... konuşmasında, "Beşiktaşlılar artık ileriye umutlu, gururlu ve keyifle bakıyor. Beşiktaş artık Avrupa'yı düşünüyor. Atletico Madrid başkanı bugün bana İspanya'da Real Madrid, Barcelona ve Beşiktaş'ın konuşulduğunu söyledi" dedi. 

Sayın başkan, anlaşılan o ki, içki yasağına karşı protesto organizasyonu bağlamında öncü bir tavır içerisinde ve bunu; haddinden fazla içerek, adeta şişeleri midesine boşaltarak bize göstermekte. Olabilir, öyle de içebilir, kimse nasıl içtiğine karışamaz.

Yalnız ortada ciddi bir problem var ki, içtikten sonra demeç veriyor ve sayın başkan bunu sık yapıyor.

Kendisine hatırlatalım da şu görseldeki garabete dönüşmesin. Yazık olur. Hem ona, hem bize...

11 Aralık 2010 Cumartesi

Zor Dostum Zor...

Yıllarca ülkede kariyer yapan futbolcu ve teknik direktörleri aldıkları ücretler ve bizlere göre yaptıkları katkılar ölçüsünde eleştirdik. "Bu adam bu kadar para kazanmayı hak ediyor mu?", "Günde şu kadar saat çalışan bir insan başka hangi ülke ve meslekte bu parayı alır" benzeri bir çok soruyla yüzlerce oyuncu ve hocanın altından girdik üstünden çıktık. Kimine "bu adam da oyuncu mu, ben o kadar şans alsam 5 gol 5 asist yapardım", kimine de "o oyuncuyu çıkarıp şunu alamıyorsan senin hocalığın batsın" dedik.

Vurdumduymaz oyuncular, hocalar gördük. Bencil, yeteneksiz, kibirli...bir futbol takımı için zararlı olgular hepsi..bunları da yaşadık ve tepki gösterdik ama çoğu zaman bu işin ne kadar zor, hele ki ülkemizde ne şartlarda icra edilmeye çalışıldığını unutarak tepkiler verdik.

Beşiktaşı düşünüyorum gözlerim kapalı..Yepyeni bir heyecan yaratılmış sezon başında. Bana göre çok yerinde bir hoca getirtilmiş takımın başına ve bu bir iddia üzerine yapılmış: "modern futbolun gereksinimlerini yerine getirecek bir oyun planı oturtmak". Çok heyecan verici iki büyük transfer yapılmış ve bir şekilde sezonun yarısına gelmişsin. Uefa'da devam ediyorsun ve kabul edelim ligde havlu atmışsın. Türkiye kupası da eh işte..
Kağıt üstünde Beşiktaşı hemen başarız olarak nitelendirebilirsin. Kişinin bakış açısına göre bu değişir. Bana göre Arsenal son 5 senede çok başarılıdır (bu hep yazmak istediğim ayrı bir yazı konusu inşallah ona da sıra gelecek) başkasına göre çok ciddi anlamda başarısızıdır zira son 5 senesinde kupası yoktur. Ama "aklı başında" adleddiğimiz mecralarda konuşulan ve yazılanlara tanık oldukça bu işin hakikaten ne kadar zor olduğunu daha iyi idrak ediyorum, Schuster'e ve oyuncularımıza kolaylıklar ve sabır diliyorum.

Şu an Beşiktaşı hunharca eleştiren, hocanın hocalığını, oyuncunun karaktersizliğini bırakmayan insanları da bazı gerçekleri düşünmeye davet ediyorum ve ne istediklerine artık karar vermelerini istiyorum.

Beşiktaş ortalama iki senede bir şampiyon olan bir takım mı? Bu sene şampiyon olamazsa o yüzden mi başarısız?
Beşiktaş her sene altyapıdan 3 genç yıldızı adayını takıma monte eden hocalara sahipti, Schuster o yüzden mi başarısız?
Beşiktaş her sene oyunu rakip sahaya yıkan, ağzınızdan salyalar akarak izlediğiniz "Barcelona futbolu" oynuyordu da bu ekip bu sene bunu bozduğu için mi başarısız?
Bu kadar çok sakat ve eksik oyuncunun olduğu bir kadro (bu yazıyı yazdığım esnada Holosko'nun sakatlık haberi de geldi) eldeki imkanlar dahilinde sahaya sürülen bir onbir ile oynadığı için mi başarısız?

Evet, bana göre de Beşiktaş başarısız hem de çok başarısız. Peki ama neden? ligdeki konumu, rakiplerine puan kaybettiği için mi? HAYIR!

Artık ciddi anlamda "Beşiktaş-Beşiktaşlı için başarı nedir?" sorusunu tartışıp bunun üzerine gitmek zorundayız.
Quaresma ve Guti transferleri, şampiyonlar ligi ve La Liga gediklisi bir hoca ile birleşince beklenti de artmış oldu. Yanyana bu üç ismi yazan insanlar 4. kelime olarak Türkiye kupasını yakıştıramadı kendilerine! Herkesin dilinde bir UEFA kupasıdır gidiyor. Çok net ve kalben söylüyorum; UEFA kupasını zerre kadar istemiyorum, bu sene bu kupayı alsak bile (alamayacağımızı tabii ki biliyorum) kesinlikle bir başarı unsuru olamaz.
Önümüzde çok güzel örnekler var, yine başka bir yazı konusu olmasına rağmen, yazımın son kısmına geçmeden önce değinmek istiyorum.

Galatasaray, Fulham ve Shaktar. Galatasaray ve Shaktar kupayı aldılar, Fulham finalde kaybetti. Şu soruları soralım: Fulham bu kupayı alsaydı 10 senelik planlarında ne değişecekti. Shaktar o kupayı alamasaydı kulüp şu anki seviyesinden ne kadar uzaklaşacaktı? Galatasaray o kupayı almış olmasına rağmen çok uzun süre de değil, hemen ardından hangi mantalitenin sonunda ne durumlara düştü? Bunların hepsi ayrı bir yazı hak edebiliyor ama en azından aklımdaki biraz anlatabildiğimi umuyorum.

Arkadaşlar; Şu anda bu takımı, bu oyuncuları ve bu hocayı yerden yere vurarak enerjimizi yanlış noktalara kanalize ediyoruz. Beşiktaşın şu an hala bir planı yok, projesi yok, stadı yok. Farkındaysanız sürekli bir takrara girmiş durumdayız ve formülümüz çok basit: hocayı yolla-oyuncu yolla-oyuncu yolla-bir kaç yönetici istifa edebilir arada-hocayı yolla. Bu gidişatın bize bir şey katmayacağı çok açık, tıpkı önümüzdeki acı tablo gibi: 320 milyon TL borç ve en kötüsü bunun 90 milyonunun tek bir isme olması!

Beşiktaşı annesi gibi, karısı gibi, sevgilisi gibi seven Beşiktaşlılar! Artık tek tek oyuncular üzerinden, hocanın yanlış kararları üstünden kahrolup Beşiktaşa üzülmeyi bırakalım. Bundan çok daha ciddi olan sorunlarımızı görelim. Bu takımın yeni bir stada kavuşması için elimizden geleni yapalım. 2012 Kriterlerine yaklaşabilmek adına ekonomik anlamda yapabileceğimiz bütün kesintileri yapalım. Her sezon hatta ara transfer sezonlarında bile yabancı transferi beklentilerimizi bırakalım. Alt yapıdan yetişen oyuncular yeteneksiz bile olsalar oynadıklarında garipsemeyelim, kızmayalım. Benim için futbolcunun yerlisi-yabancısı, yaşlısı-genci, altyapıdan yetişeni-transfer olanı yoktur diyelim. Fiyat-performansa bakalım ve Necip'in Ersan'ın, Ali'nin, Onur'un takımdaki konumlarını biraz da böyle, bize olan maliyetleri ölçüsünde verdikleri üzerinden değerlendirelim.

Artık boş hayalleri bırakılım, her mali kongre sonrası yüzümüze tokat gibi çarpan gerçekleri dikkate alalım ve bu takımı, oyuncuları, hocayı eleştirmeyi bırakıp büyük resme bakalım: Beşiktaş nereye gidiyor? Beşiktaşın bu plansız-projesiz-stadsız derbeder hali nereye kadar devam edecek ve buna kim dur diyecek?




2 Aralık 2010 Perşembe

Sen Ay'a Ben Yaya...

Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, Barcelona gibi takımları büyük sponsorluklarla yakalayabileceklerini söyledi.

Kendisine mevcut durumu aşağıdaki gibi aktarmak isterim! Anlarsa tabii...



28 Kasım 2010 Pazar

Geçmiş Olsun...

























Manuel Fernandes































Yeni transferimiz hayırlı olsun demekten başka bir şey düşmüyor tabii ki bize. Transferde Bernd Schuster ve Q7'nin referansları (Portekiz milli takımından) olduğu düşünülünce insanın içi rahatlıyor bir nebze . Ancak sezon öncesi planlama - yabancı kontenjanı - transfer politikası gibi bir kaç olguyla yanyana gelince alaturkalıktan ödün vermediğimizi görüyoruz yine..

Bu sene 90 dakika üç Valencia maçı izledim, ikisinde oynadı arkadaşımız. Açıkcası bu sene ilk 11'de yeri garanti olan bir arkadaşımız değil. Albelda - Mehmet Topal - Banega - Tino Costa'nın olduğu takımda ilk 11 oyuncusu olmak da kolay değil zaten. Bu sezon ŞL'de 4 (ki bunlar hep son 15 dakikalık dilimde oyuna dahil olarak) La Liga'da 7 maça çıktı (5'i ilk 11 ve 90 dakika).
Aslında La Liga'da ilk 11'de yer alıp 90 dakikayı tamamladığı beş maçın dördüne bakınca futbol karakteri hakkında önizlenime sahip olabilirsiniz: Barcelona - Sevilla - Athletico Bilbao - Mallorca. Evet arkadaşımız fazlasıyla defansif özelliklere sahip bir oyuncu. Kimse kendisinden hücumda ekstra işler beklemesin.

Bana göre bir Emre değil (bkz. Rıdvan Dilmen'le Bir Alex Değil) ama çok çok iyi bir Aurelio ve iyi bir Ernst olabilir. Hücumdaki katkısı da maximum Ernst ya da Kleberson seviyesinde olur. Bunun dışında bir de ekstra özellik; Aurelio Ernst ya da Kleberson'un yapamayacağı Stoper katkısını da yapabilir. La Liga'da stoper oynadığı bir kaç maçını da izlemiştim. Fizik dezavantajına rağmen (1.76) pozisyon sezgisinin iyi olduğunu belli ediyordu. Ayrıca korakor mücadeleden de kaçmıyor gibi. Gönlümüzden son şampiyonluktaki Ernst katkısı ya da 100.yıldaki Federico Guinti etkisi geçiyor.

"Bu adam gelince Ernst-Aurelio-Necip-Fink ne olacak!" tartışmalarını sizlere bırakıp yazının sonunu Ich Emre'den güzel bir cümle ile getirip kaçalım... "Beşiktaş bir yabancı daha getiriyor.. Yıldırım Demirören derin dondurucuyu çoktan çalıştırmıştır, bakalım kimin sözleşmesi dondurulacak."


29 Temmuz 2010 Perşembe

Mezarcı


Real Madrid ve Aziz Yıldırım özentisi tribün ve transfer şovunuza devam edin. Sizin asıl işinizin yukarıdaki gibi olduğunu ben iyi biliyorum.

Klübü borç batağına soktunuz. Altı yılda borç 27 milyon liradan 220 milyon lirayı buldu ve geçti bile. Ortada ise ne bir borç yönetimi, ne bir yatırım ne de bir başarı var. Sadece çöpe giden hayaller, umutlar ve kaynaklar var. Fulya, futbol takımı ve transferler, stad projesi, amatör branşlar, Kartal Yuvası, BJK TV vs vs... Del Bosque tazminatından Tabata fiyaskosuna kadar hepsinde rezil oldunuz, bizleri rezil ettiniz.

Yetmiyormuş gibi başkalarına özendiniz. "Beşiktaşlılık duruşu" diye bir paravan yarattınız ve her seferinde arkasına sığındınız. Herkesin bize olan saygısını bitirdiniz. "Beşiktaşlılık duruşu" diye diye Beşiktaş'ın içini boşalttınız! Kendi taraftarınızı kendi stadınızda çapulculara yedirdiniz!

Ey elleri ve kolları görünen zombiler,

Zombi geldiniz, zombi gideceksiniz. Sizler için Cypher'dan geliyor: "Ignorance is bliss (Cehalet erdemdir)." Zaten yaşamıyorsunuz ki...

Yetmez Demirören yetmez! Daha çok kaz, daha derin olsun!

Tehlikenin Farkında Mısınız
Tehlikenin Farkında Mısınız II

Sesimizi Duyan Yok Mu?

Göz göre göre adamı pazarlıyoruz, her sabah çıkan haberleri görüp kafamı duvarlara vurasım geliyor. Son haberler ürkütücü, Yunan takımlarının Ferrari için görüşmeye gelecekleri yazılıp çiziliyor. Kaliteli ve yaşı belli bir noktaya gelmiş oyuncuyu ucuza alma konusunda bizden bir kaç gömlek üstün olan bir ülke Yunanistan ve Ferrari konusunda ciddilerse bizim elit yönetim kadromuz! üçe beşe bakmaz anında bırakıverirler kapı gibi adamı.
Şu aşamada, mevcut stoper kadromuzla bu transfere onay vermek tam anlamıyla bir katliamdır, bir çuval inciri bok etmektir.





















Şu güzel görüntüyü bozmanın bi manası var mı?

Gidişat böyle olursa iki hafta sonraki durumumuz da buna benzeyecek üzgünüm...
































(bkz. gollerimi açeydim böyle iki yena getme deyeydim)

25 Temmuz 2010 Pazar

Hüzün...

Vedat Abi'nin gidişini düşünürken aklıma gelen bir başka "gidiş" ya da gönderiliş...
Benim için hüznün tanımları arasında var olacaktır bu görüntüler her zaman.
Seni unutmayacağız Oscar...


İki sene taraftarı üzdünüz
Galatasaray Şampiyon olsun dediniz
Yeter artık Yıldırım Demirören
Cordoba gidiyor senin yüzünden
Seviyoruz Cordoba'yı
Çünkü o bir Beşiktaşlı

6 Haziran 2010 Pazar

Tehlikenin Farkında Mısınız II



Türkiye'de Youtube'a 3 yıldan, Beşiktaş'a ise 6 yıldan fazla bir süredir erişim sağlanamıyor.

Tehlikenin Farkında Mısınız

4 Haziran 2010 Cuma

Teşekkürler Mustafa Hoca


sarmışsa ruhunu dalgalar
anlatır gibi her şeyi
kalbim barışmış gözyaşlarıyla
nastasia elveda

2 Haziran 2010 Çarşamba

6+2+2+1
























6+2+2 tartışmaları daha çok yeniyken yönetimimiz her zamanki gibi herkesi ters köşeye yatırdı ve tüm bu tartışmaların, şablonların ötesinde hepsinin başına +1 kodu afedersiniz. Q7 beklerken B1 geldi anlayacağınız. Olay çok sıcak, Mustafa Denizli'nin ayrıldığını açıklaması da öyle.
Hele bir soluklanalım daha detaylı değerlendiririz. Ama sıcağı sıcağına yapacağım ilk yorum biraz iyimser de olsa şu olur ki her zaman yabancı hoca tercihi konusunda söylerim bunu: "iyi, aklı başında ve kariyerli bir yabancı hoca her zaman yabancı oyuncu transferlerine 1-0 önde başlamanızı sağlar"..
Ha mevcut durumumuzda (Büyük Başkan faktörü, büyük borç yükü ve alacaklarını tahsil edemeyen oyuncularımız) yabancı transferi kesinlikle en önemsiz gündem maddemizdir o da ayrı mesele. Bir transfer yapana kadar çözmemiz gereken o kadar çok mesele var ki...

Bu arada Beşiktaşımı da Real Madrid'den aşağısı kesmiyor yani, ha benim tosunuma!!
Sonu Del Bosque'ye benzemesin ve hayırlı olsun diyelim..

16 Şubat 2010 Salı

dat diri dat dat...


"Boş tribünlerdeki plastik koltuklar bizim 12. adamımız. Tribünler boş olduğu zaman takımımızın güveni yerine geliyor ve çocuklar daha istekli oynuyor. Boş tribünlerimizin yarattığı atmosfer gerçekten tüm dünyaya örnek olmalı. Rakip takımı adeta abluka altına alan o müthiş tezahüratlar ile İnönü'deki maçlarda kara kartalımız rakipsiz oluyor. Taraftarlara çağrımız, lütfen tribünleri boşaltsınlar, özellikle Galatasaray ile oynayacağımız kritik maç öncesi plastik koltuklarımızın desteğine büyük ihtiyaç var" açıklamasını yapan çiçeği burnunda yönetimin bitirim basın sözcüsü; 21 Şubat 2010 Beşiktaş Galatasaray maçında uygulanacak bilet fiyatlarını şu şekilde kararlaştırdıklarını bildirdi:

eski açik: 75,00 tl
kapali alt: 200,00 tl
kapali ust: 250,00 tl
numarali kenar: 225,00 tl
numarali orta: 250,00 tl
vip alt a-f: 250,00 tl
vip alt b-e: 320,00 tl
vip alt c-d: 400,00 tl
vip ust a-f: 450,00 tl
vip ust b-e: 550,00 tl
yeni açik: 75,00 tl


3 Şubat 2010 Çarşamba

Pollyanna Beşiktaşlıymış!

Beni üniversitedeki subjk camiasına kazandıran kadim dostum Tuncay'ın hemen alttaki talihsiz! açıklamalarına istinaden yazdığım bu mesaj, ağırlıklı olarak Tuncayımın büyük kısmına katılmadığım görüşlerine yapacağım yorumları içereceği gibi kısmen de bu sonuca imza atmış camiamız hakkındaki görüşlerimi yansıtacak (kısa blog tarihimizin en sıkıcı ve ciddi girişini yapana ödül yok muydu Ege :P?).

Arkadaşımızın da katıldığı, adayların açıklanmasından sonra netleşen ve halen devam eden görüş şu: kötünün iyisi oldu! Bu kötülerin de kötüsü olarak işaret edilen Murat Aksu'nun eleştirildiği noktalara sırayla bakacak olursak:

1- Seçime siyaset karıştırdı: Evet seçime siyaset karıştı, bunu Yıldırım Demirören, İsmail Ünal aracılığı ile çok güzel yaptı. Murat Aksu'nun babasının konumu itibariyle bu durumdan rant elde etmek isteyen siyaset çığırtkanları bu durumu çok güzel kullanıp bir kampanya haline getirdiler. İsmail Ünal'ın ofisi adeta seçim masası gibi çalıştı, Fikret Ormanla birlikte çok güzel toplantılar organize ettiler. İsmail Ünal da Deniz Baykal'a, gol sonrası "Başkanım beni gör!" sevinci yapan golcü gibi selamını çaktı.Ne de olsa seçimden Demirören değil, Chp galip ayrılmıştı.

2-Yönetim Felsefesinin ne olduğunu anlatmadi: Medyada da yaygın olan bir söylemdi bu Aksu için. Ne yapacağını anlatmaktan çok Demirören'in hatalarını anlatıp prim yapmayı tercih etti süreç boyunca dendi ki kısmen katılıyorum buna. Ama, felsefesinin kısa ve orta vadede sportif başarıdan çok, ekonomik kalkınma olduğunu, bunun için ekibinde üç tane finans uzmanı bulunduğunu defalarca belirtti. Beşiktaş şu an en hafif tabirle ekonomik bir buhran içindedir ve bunun da en büyük sorumlularından biri Demirörendir. Aksu bunun bilince olup, en azından ilk iki senede daha önceki gibi öz sermaye hanesi pozitif olan bir kurum yaratma amacındaydı zira bizim gibi öz sermayesi negatif olan kurumların piyasa tahvil sürmesi dahi yasaktır ve bu da sizi bir çok sıkışık noktada bağlar.

3-Yönetim Kurulunda Kayda değer biri yoktu: Demirören'de kimler var diye sormadan önce, sırf Gülengül Altınsay bile benim takdir ettiğim bir isimdir bunu söylemek isterim. Burada Aksu'nun listesinin savunuculuğunu yapmayacağım ama yıllardır Demirören'in listesinde bulunan bir çok basiretsiz, işe yaramaz adamdan çok daha fazla katkıda bulunabilecek ali baransel, murat akdoğan, emre berkin, yahya kemal gencer gibi isimleri bir çırpıda silip atmamak lazım. Demirören'in listesinde de sanki Koç ve Özilhan var..

4-Kulübün geleneklerine aykiri sekilde ibra olayina girdi: İbra ne demek? Aklamak, onaylamak. Bir organizasyon var, onun icraatları var, bunları değerlendirip belli bir dönem sonundan bunu onaylıyorsunuz. Böyle bir işi, ciddiyet gerektiren bir işi rutin hale getirmek ne demek? saçmalık..İbra gelenektir diyenlere afedersiniz ama küfretmek istiyorum. Böyle saçma bir gelenek mi olur ya? Sen sıçıp sıva, mahvet her şeyi, forum diliyle a.q, ondan sonra çık ortaya: ibra gelenektir, camiayı kaosa sürüklemeyin hede hödö..

Demirören kesinlikle çok başarısız bir Başkan olmuştur. Onun döneminde gelen kupaların azlığına bakıp, sportif başarıyı dikkate alıp bunları söylemediğimi hepiniz biliyorsunuz. Evet takım sportif açıdan başarılı olmadı ve bu kabul edilebilir bir durumdur, ama kulübün ekonomik açıdan sokulduğu durum tam bir faciadır ve asla kabul edilip onaylanamaz. Ama biz ne yaptık, tüm bunları onayladık ve yeniden başımıza getirdik (buradaki "biz"in ayrıca incelenmesi lazım aslında zira kongrede oy hakkı sahiplerinin kimler olduğunu az çok herkes öğrendi artık)

Tuncay demiş ki; "Ama genel kurulun karsisina kaydadeger bir aday çikarmamasi Demirören'in suçu mu? Bu kadar farkli sonucu baslarina silah mi dayayip aldi, kongre üyelerini satin mi aldi? Hepsinin cevabi hayir, kendisi aday oldu, adaylar arasindaki en iyi baskan ve yönetim kuruluna sahip oldugu için seçildi bu kadar basit."
Son derece yanlış. Bu adamın karşısına aday çıkmamasının en büyük sebebi, onun en büyük silahı: Kulübü soktuğu şaibeli borç batağı. Kulübü son derece yanlış transferler ve şaibeli işlerle (Zapotocny, Sivok, Tabata sadece üç örnektir) kendine borçlu kıl, ondan sonra bunu "bana bakın haa, seçilmezsem ertesi gün isterim 60 milyon TL'yi" gibi iğrenç bir üslupla iste. Al sana silah, kimin başına istersen daya! Ayrıca "satın alınma" mevzusundan da bu kadar emin olma derim Tuncay'a. Sadece benim tanıdığım bir Galatasaralı bir de Fenerli insan vardı geçen Pazar oy kullanan ve bunlar kimin başkanlık döneminde üye olup oy hakkı kazandılar acaba?

Bütün bunlar bir yere kadar ama, Tuncay gerçekten bilincin yerinde miydi şu satırları yazarken merak ediyorum: "Lütfen ekonomik düzeni kur ve Beşiktaş'ı 3 yıllık döneminin sonunda özellikle sana olan borcunu eritmiş şekilde kongreye götür."
Bu adamın yöntemi ve uygulamaları bu kadar belliyken, ayan beyan Beşiktaşın geleceğini ipotek altına almaya çalışıyorken, nasıl bir naifliktir bu ki hala borcunu eritip takımı düzlüğe çıkartıp bırakabileceğini düşünebiliyorsun? Daha ne kadar kandırılmak istiyorsun?

Başka sorum yok sayın yargıç...

(yazı çok uzun ve sıkıcı oldu farkındayım, son günlerde gündeme gelen protesto yöntemi ve felsefesi üzerine daha sonra bir şeyler yazmak isterim. Allah hepimize sabır versin...)

1 Şubat 2010 Pazartesi

Money Talks

Hakikaten para konuşuyormuş arkadaşım..Mastercard reklamları filan da yalanmış yani, paha biçilemeyen şeyler yokmuş, her şeyin ve herkesin bir fiyatı varmış.. Medyaspor'un delikanlı! muhalifi T.Y'nin de..Son zamanlarda hiç bu kadar kandırılmış hissetmemiştim, safmışız vesselam, ya da onlar çok çakal.

17 Ocak 2010 Pazar

Son Kullanma Tarihi



Bize yeni bir Beşiktaş lazım.