20 Aralık 2010 Pazartesi

Batuhan ve Mustafa Hoca























Mustafa Denizli'nin Batuhan hakkında düşüncelerini ilk duyduğumda kendisine olan sempatim biraz daha artmıştı. Bu sempatinin büyük bir sevgiye dönüşme anı ise Mustafa Hocanın düşüncelerini icraata döküp Batuhan'ı takımdan uzaklaştırmasıyla başlar. Altyapı fetişisti sevgi pıtırcıkları hemen ağlamaya başlamıştı "aman hoca geleceğimizi satıyorsun, 2 sene sonra 8 milyon € verip alırız bu adamı" vs..
Gelinen noktada bir kez daha Mustafa Hoca'nın haklı çıktığını üzülerek görüyoruz. Efsane LigTV ropörtajlarının yanına bir de yeni şerefsizlik eklendi. Bu kadarına da pes diyorum artık. Sakatladığın adam yerde yatarken attığın gölün sevincini yaşayacak kadar alçak bir adammışsın.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Geçmiş Olsun Holosko


















Bitmesin dertler tamam mı...bitmesin..

Zor Dostum Zor...

Yıllarca ülkede kariyer yapan futbolcu ve teknik direktörleri aldıkları ücretler ve bizlere göre yaptıkları katkılar ölçüsünde eleştirdik. "Bu adam bu kadar para kazanmayı hak ediyor mu?", "Günde şu kadar saat çalışan bir insan başka hangi ülke ve meslekte bu parayı alır" benzeri bir çok soruyla yüzlerce oyuncu ve hocanın altından girdik üstünden çıktık. Kimine "bu adam da oyuncu mu, ben o kadar şans alsam 5 gol 5 asist yapardım", kimine de "o oyuncuyu çıkarıp şunu alamıyorsan senin hocalığın batsın" dedik.

Vurdumduymaz oyuncular, hocalar gördük. Bencil, yeteneksiz, kibirli...bir futbol takımı için zararlı olgular hepsi..bunları da yaşadık ve tepki gösterdik ama çoğu zaman bu işin ne kadar zor, hele ki ülkemizde ne şartlarda icra edilmeye çalışıldığını unutarak tepkiler verdik.

Beşiktaşı düşünüyorum gözlerim kapalı..Yepyeni bir heyecan yaratılmış sezon başında. Bana göre çok yerinde bir hoca getirtilmiş takımın başına ve bu bir iddia üzerine yapılmış: "modern futbolun gereksinimlerini yerine getirecek bir oyun planı oturtmak". Çok heyecan verici iki büyük transfer yapılmış ve bir şekilde sezonun yarısına gelmişsin. Uefa'da devam ediyorsun ve kabul edelim ligde havlu atmışsın. Türkiye kupası da eh işte..
Kağıt üstünde Beşiktaşı hemen başarız olarak nitelendirebilirsin. Kişinin bakış açısına göre bu değişir. Bana göre Arsenal son 5 senede çok başarılıdır (bu hep yazmak istediğim ayrı bir yazı konusu inşallah ona da sıra gelecek) başkasına göre çok ciddi anlamda başarısızıdır zira son 5 senesinde kupası yoktur. Ama "aklı başında" adleddiğimiz mecralarda konuşulan ve yazılanlara tanık oldukça bu işin hakikaten ne kadar zor olduğunu daha iyi idrak ediyorum, Schuster'e ve oyuncularımıza kolaylıklar ve sabır diliyorum.

Şu an Beşiktaşı hunharca eleştiren, hocanın hocalığını, oyuncunun karaktersizliğini bırakmayan insanları da bazı gerçekleri düşünmeye davet ediyorum ve ne istediklerine artık karar vermelerini istiyorum.

Beşiktaş ortalama iki senede bir şampiyon olan bir takım mı? Bu sene şampiyon olamazsa o yüzden mi başarısız?
Beşiktaş her sene altyapıdan 3 genç yıldızı adayını takıma monte eden hocalara sahipti, Schuster o yüzden mi başarısız?
Beşiktaş her sene oyunu rakip sahaya yıkan, ağzınızdan salyalar akarak izlediğiniz "Barcelona futbolu" oynuyordu da bu ekip bu sene bunu bozduğu için mi başarısız?
Bu kadar çok sakat ve eksik oyuncunun olduğu bir kadro (bu yazıyı yazdığım esnada Holosko'nun sakatlık haberi de geldi) eldeki imkanlar dahilinde sahaya sürülen bir onbir ile oynadığı için mi başarısız?

Evet, bana göre de Beşiktaş başarısız hem de çok başarısız. Peki ama neden? ligdeki konumu, rakiplerine puan kaybettiği için mi? HAYIR!

Artık ciddi anlamda "Beşiktaş-Beşiktaşlı için başarı nedir?" sorusunu tartışıp bunun üzerine gitmek zorundayız.
Quaresma ve Guti transferleri, şampiyonlar ligi ve La Liga gediklisi bir hoca ile birleşince beklenti de artmış oldu. Yanyana bu üç ismi yazan insanlar 4. kelime olarak Türkiye kupasını yakıştıramadı kendilerine! Herkesin dilinde bir UEFA kupasıdır gidiyor. Çok net ve kalben söylüyorum; UEFA kupasını zerre kadar istemiyorum, bu sene bu kupayı alsak bile (alamayacağımızı tabii ki biliyorum) kesinlikle bir başarı unsuru olamaz.
Önümüzde çok güzel örnekler var, yine başka bir yazı konusu olmasına rağmen, yazımın son kısmına geçmeden önce değinmek istiyorum.

Galatasaray, Fulham ve Shaktar. Galatasaray ve Shaktar kupayı aldılar, Fulham finalde kaybetti. Şu soruları soralım: Fulham bu kupayı alsaydı 10 senelik planlarında ne değişecekti. Shaktar o kupayı alamasaydı kulüp şu anki seviyesinden ne kadar uzaklaşacaktı? Galatasaray o kupayı almış olmasına rağmen çok uzun süre de değil, hemen ardından hangi mantalitenin sonunda ne durumlara düştü? Bunların hepsi ayrı bir yazı hak edebiliyor ama en azından aklımdaki biraz anlatabildiğimi umuyorum.

Arkadaşlar; Şu anda bu takımı, bu oyuncuları ve bu hocayı yerden yere vurarak enerjimizi yanlış noktalara kanalize ediyoruz. Beşiktaşın şu an hala bir planı yok, projesi yok, stadı yok. Farkındaysanız sürekli bir takrara girmiş durumdayız ve formülümüz çok basit: hocayı yolla-oyuncu yolla-oyuncu yolla-bir kaç yönetici istifa edebilir arada-hocayı yolla. Bu gidişatın bize bir şey katmayacağı çok açık, tıpkı önümüzdeki acı tablo gibi: 320 milyon TL borç ve en kötüsü bunun 90 milyonunun tek bir isme olması!

Beşiktaşı annesi gibi, karısı gibi, sevgilisi gibi seven Beşiktaşlılar! Artık tek tek oyuncular üzerinden, hocanın yanlış kararları üstünden kahrolup Beşiktaşa üzülmeyi bırakalım. Bundan çok daha ciddi olan sorunlarımızı görelim. Bu takımın yeni bir stada kavuşması için elimizden geleni yapalım. 2012 Kriterlerine yaklaşabilmek adına ekonomik anlamda yapabileceğimiz bütün kesintileri yapalım. Her sezon hatta ara transfer sezonlarında bile yabancı transferi beklentilerimizi bırakalım. Alt yapıdan yetişen oyuncular yeteneksiz bile olsalar oynadıklarında garipsemeyelim, kızmayalım. Benim için futbolcunun yerlisi-yabancısı, yaşlısı-genci, altyapıdan yetişeni-transfer olanı yoktur diyelim. Fiyat-performansa bakalım ve Necip'in Ersan'ın, Ali'nin, Onur'un takımdaki konumlarını biraz da böyle, bize olan maliyetleri ölçüsünde verdikleri üzerinden değerlendirelim.

Artık boş hayalleri bırakılım, her mali kongre sonrası yüzümüze tokat gibi çarpan gerçekleri dikkate alalım ve bu takımı, oyuncuları, hocayı eleştirmeyi bırakıp büyük resme bakalım: Beşiktaş nereye gidiyor? Beşiktaşın bu plansız-projesiz-stadsız derbeder hali nereye kadar devam edecek ve buna kim dur diyecek?




2 Aralık 2010 Perşembe

Sen Ay'a Ben Yaya...

Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, Barcelona gibi takımları büyük sponsorluklarla yakalayabileceklerini söyledi.

Kendisine mevcut durumu aşağıdaki gibi aktarmak isterim! Anlarsa tabii...



28 Kasım 2010 Pazar

Geçmiş Olsun...

























Manuel Fernandes































Yeni transferimiz hayırlı olsun demekten başka bir şey düşmüyor tabii ki bize. Transferde Bernd Schuster ve Q7'nin referansları (Portekiz milli takımından) olduğu düşünülünce insanın içi rahatlıyor bir nebze . Ancak sezon öncesi planlama - yabancı kontenjanı - transfer politikası gibi bir kaç olguyla yanyana gelince alaturkalıktan ödün vermediğimizi görüyoruz yine..

Bu sene 90 dakika üç Valencia maçı izledim, ikisinde oynadı arkadaşımız. Açıkcası bu sene ilk 11'de yeri garanti olan bir arkadaşımız değil. Albelda - Mehmet Topal - Banega - Tino Costa'nın olduğu takımda ilk 11 oyuncusu olmak da kolay değil zaten. Bu sezon ŞL'de 4 (ki bunlar hep son 15 dakikalık dilimde oyuna dahil olarak) La Liga'da 7 maça çıktı (5'i ilk 11 ve 90 dakika).
Aslında La Liga'da ilk 11'de yer alıp 90 dakikayı tamamladığı beş maçın dördüne bakınca futbol karakteri hakkında önizlenime sahip olabilirsiniz: Barcelona - Sevilla - Athletico Bilbao - Mallorca. Evet arkadaşımız fazlasıyla defansif özelliklere sahip bir oyuncu. Kimse kendisinden hücumda ekstra işler beklemesin.

Bana göre bir Emre değil (bkz. Rıdvan Dilmen'le Bir Alex Değil) ama çok çok iyi bir Aurelio ve iyi bir Ernst olabilir. Hücumdaki katkısı da maximum Ernst ya da Kleberson seviyesinde olur. Bunun dışında bir de ekstra özellik; Aurelio Ernst ya da Kleberson'un yapamayacağı Stoper katkısını da yapabilir. La Liga'da stoper oynadığı bir kaç maçını da izlemiştim. Fizik dezavantajına rağmen (1.76) pozisyon sezgisinin iyi olduğunu belli ediyordu. Ayrıca korakor mücadeleden de kaçmıyor gibi. Gönlümüzden son şampiyonluktaki Ernst katkısı ya da 100.yıldaki Federico Guinti etkisi geçiyor.

"Bu adam gelince Ernst-Aurelio-Necip-Fink ne olacak!" tartışmalarını sizlere bırakıp yazının sonunu Ich Emre'den güzel bir cümle ile getirip kaçalım... "Beşiktaş bir yabancı daha getiriyor.. Yıldırım Demirören derin dondurucuyu çoktan çalıştırmıştır, bakalım kimin sözleşmesi dondurulacak."


24 Kasım 2010 Çarşamba

Medyadaki Peçete Terkler...

Geri zekalılık bedava tabii..Ülkemizdeki "Futbol Medyası"nın geçim kaynağı, stratejisi, ana akımı ve karar vericileri de malumunuz. Hal böyle olunca ortaya her gün ayrı bir pislik bırakılıveriyor. Fındık kadar beyinleri ile muhakeme yapamadan, olmayan akıllarına gelen ilk cümleleri çiziktiriveriyorlar. Aşağıda bu mühim vecizelerden son günlerdeki favorilerimi alıntılıyorum.

İlk örneğin yazarına ulaşamadım ama Zürriyet gibi büyük! bir medya kuruluşundan: Şu meşhur "60'ların futbolu" polemiğine gönderme yapacaklar akıllarınca. "1960'ta kalmışsınız" başlıklı yazıda geçen cümle:
"1959’da doğan ve 1960’da sadece 1 yaşında olan teknik adamın bu sözleri şaşkınlıkla karşılandı."
Burada bu geri zekalılığı irdeleyecek kadar düşmedik tabii ama kayıtlara geçsin, seviyenin, zeka parıltılarının nerelerde gezdiğini belirtelim (Bu arada tarih yazarlarından rica ediyorum lütfen bundan sonra yaşamadıkları görmedikleri 100-200 yıl öncesine ait olaylar üzerine yazmasınlar!! olum siz daha doğmamıştınız o günlerde neyi yazıyorsunuz??)..

İkinci örnek ise önemli bir Türk büyüğü olan Ahmet Hoca'dan geliyor: Gazetedeki yazısından alıntımız şu şekilde:
"Schuster'in Konya maçından sonraki rezilliğine ne demeli? Türkiye'de 1960'ların futbolu oynanıyormuş! Bu, komik, çocukça ve futbol cehaletini ortaya koyan bir açıklamadır.Günümüz şartlarında hangi takım 1960'ların futbolunu oynarsa en az üç oyuncusu sahadan atılır. Bunu Schuster'in beyni anlayamıyor. Oyun kuralları 50 sene içerisinde o kadar çok değişti ki; artık kanataçyo ya da sokak deyimiyle"Çanakkale geçilmez" futbolunu oynayabilmek pratik olarak mümkün değil.
Velev ki; Schuster söylediği bu saçma sözlere gerçekten inanıyor. O zaman Türkiye'ye niye geldin kardeşim? Türkiye'ye tatil planlayan bir Alman turist bile gideceği şehirdeki otelleri, restoranları, barları inceleyip gelirken sen böylesine yine senin sözlerinle demode bir futbol ülkesine neden geldin?"

Bunun neresinden tutsam elimde kalır ama yazdığı iki satır müsveddenin basımında catenaccio (katanaçyo) kelimesini bile kontrol etmekten aciz bir adamın cürreti ve hiddeti hakikaten takdire şayan!

İşte Beşiktaşlı; sağımız solumuz sobe noktasına gelmiş bulunuyoruz. Schuster babamızın oğlu değil, Schuster'i müdaffa etmekle görevli de değiliz. Biz Beşiktaş taraftarıyız ve desteğimiz sadece Beşiktaş içindir. Schuster'i beğenmezsin, nedenlerini açıklarsın ve her zaman eleştirebilirsin ancak lütfen Schuster ile ilgili konuşurken iki saniye yutkunup yukarıdaki örneklerde olduğu gibi "geri zekalı" konumuna düşmemeye özen göster..

21 Ekim 2010 Perşembe

Durmayı Bilmek




Futbolcuları tek hatada silmemeyi desteklerim, hata yapanı ertesi maç kesmenin uzun vadede daha büyük zararları olduğuna da katılıyorum, ama hataların en büyüğü bir hatada bu kadar fazla ısrar etmektir. Hakan Arıkan ısrarı artık Beşiktaş'a zarar veren boyuta gelmeye başladı.

Büyük düşüş Fenerbahçe maçında başladı, Hakan yine armut gibi bir yan topa çıktı ve yedirdiği golle nerdeyse maç gidiyordu. Sonra sakatlandı ve yerine geçen Cenk nerdeyse hatasız bir şekilde maçı tamamladı. O maçtan beri her hafta yediğimiz bir golde irili ufaklı bir hatası var, bunlardan sadece Antalya maçında puan kaybetmedik ve sadece o maçtaki yan top hatası değil.

5. Hafta, Fenerbahçe 1 - 1 Beşiktaş;
Yan topta boşa çıkıyor, Hakan yüzde yüz suçlu

http://www.youtube.com/watch?v=ZrCksBndp4I


6. Hafta, Beşiktaş 2 - 1 Antalyaspor
Bir Hilbert - Hakan ortak çalışması, ikisi de kesinlikle sütten çıkmış ak kaşık değil

http://www.youtube.com/watch?v=KNU9qVoTDUw


7. Hafta, Trabzonspor 1 - 0 Beşiktaş
En büyük hata o topa vurduran defansta, lakin Hakan yine yan top zaafını gösteriyor. Önce topa çıkıyor, sonra vazgeçip geri dönmeye çalışıyor.

http://www.youtube.com/watch?v=erquQ-zCv5Q


8. Hafta, Beşiktaş 2 - 3 Manisaspor
Bu yazdığım goller arasında en az hatası burada var. Ama yine de Dixon'ın attığı Manisa'nın ikinci golünde çıkıp çıkmamak arasında tereddüt ediyor, biraz yerini kaybediyor. Hep aynı yan top güvensizliğinin getirdiği şeyler.

http://www.youtube.com/watch?v=yGFwUhWjAcI


UEFA Avrupa Ligi 3. Hafta, Beşiktaş 1 - 3 Porto
Ve bardağı taşıran son damla, Falcao'nun golünde yine boşa çıkıyor ve en kibar tabiriyle armut gibi bir gol daha yiyor.


Sadece 4 haftada kendi bireysel hatalarıyla yaptığı hasarın tarifi yok, daha bir de maç içinde yaptığı ama golle sonuçlanmayan hatalar var. Daha kötüsü de şu ki, bu hatalar sonucu hem özgüvenini kaybediyor ve daha kötü hatalar yapmaya başlıyor, hem de iyi yaptığı şeyleri de yapamaz oluyor. Hakan yan toplarda hep kötüydü, ama en azından karşı karşıyalarda, bire birlerde son derece iyiydi, refleksleri sağlamdı, son haftalarda bu pozisyonları da yemeye başladı.

Schuster bir kumar oynadı, Hakan'ı hatasından sonra oynatarak ona güvendiğini gösterdi, kalecisini kazanmaya çalıştı, fakat bu kumarı kaybediyor. Hakan sürekli hatalarına devam ediyor ve bir araya ihtiyacı olduğu çok açık. Manisa maçında taraftarın yarısı onu ıslıklarken diğer yarısı da ıslıklayanları protesto etti. Porto maçından sonra ben ıslıklayanları duydum, fakat ıslıklayanları protesto edenler varsa da onları duymadım. Bir sonraki maçta Hakan'da ısrar etmek onu kurban etmek olacaktır, umarım böyle bir hataya düşülmez. Yedek konusunda da sıkıntımız yok, tecrübeyse Türkiye'nin en tecrübeli kalecilerinden biri, yetenekse Türkiye'nin en fazla gelecek vadeden genç kalecilerinden birisi bizde, varsın bu maç onlardan biri geçsin.

Hakan aslında daha zoru başardı, Liverpool maçından sonra silinip gitmedi, ki o maçta yediği hiçbir golde de bence hatası yoktu (malesef şimdi tek tek oturup onları izleyemeceğim, zaten kötü bir hatıra, bırakalım geçmişte kalsın), ama 8 gol yiyen bir kaleci dünyanın neresinde olursa olsun hedef olur. Hakan o şoku atlattı, tekrar güven veren bir kaleci olmaya başlamıştı, hatta bu sezonun başında da olağanüstü kurtarışlar yapıyordu, ama şimdi durup dururken üst üste yaptığı hatalarla kariyeri dönülmez bir viraja girmek üzere. Ben Hakan Beşiktaş'tan yollansın demiyorum, ama kesinlikle şu anda yedeğe çekilmesi, dinlendirilmesi ve tekrar özgüven kazandırılması gerekiyor.

Ha bir de, allah rızası için, birileri şu çocuğa yan top çalıştırsın...

8 Ekim 2010 Cuma

hmmm




http://www.ntvspor.net/haber/dunyadan-futbol/24734/liverpoolda-puan-silme-tehlikesi

Haberin vahimliğini ve ilerde Beşiktaşımızın başına açılabilecek ekonomik sorunları şimdilik geçiyorum. Benim dikkatimi çeken muhteşem fotoğrafın sol alt köşesindeki atkı.

Ehehe, canım sıkıldı evet...

7 Ekim 2010 Perşembe

Mal Beyanı!

"Mal Beyanı" öyle olmaz...


































Böyle olur...



























Burası Beşiktaş
Alayına Gider
Uğraşma Bizimle
Götoğlanı sözde "basın"