12 Haziran 2012 Salı

TBL 2011-2012


Başlamadan Biten Rüyalar...



















"Enkaz Edebiyatı" yapmayı en çok hak eden yönetimde, taşın altına elini koyan bir kaç cesur Beşiktaşlı'dan biriydi İbrahim Altınsay ve birçoğumuzun tekrar heveslenip camianın göreceği güzel günleri hayal etmesini sağlamıştı. Kurtuluş reçetesinin belki de tek maddesi mali disiplinden taviz vermeden yapacağı transferleri ve gençlerin üzerinde yükselmeyi hedefleyen geleceğin Beşiktaş'ını kuracak hocayı seçecek isimdi. Efsane basketbol takımımızın üçüncü kupasını kaldırdığı günün ertesi Beşiktaş camiası yine Beşiktaşlılığını yaptı ve hiç acımadan yumruğu boğazımıza oturttu!


Van Gaal tercihinin yönetim kurulu tarafından kabul edilmemesi gösteriliyor şu an sebep olarak ve olay henüz daha çok yeni, bir geri dönüş olur mu bilinmez ama gelecek şimdi daha da karanlık bizim için.


Güvendiğin kişiye yetki veremezsen, futbol şubesinin başında düşündüğün kişinin takımın geleceğini üzerine inşa etmesini planladığı adamı seçmesine izin vermezsen kurda kuşa yem olmaya devam ederiz. Bu kadar doğru başlayan bir projenin bu kadar çabuk hüsrana yelken açmasının yarattığı üzüntüyü tarif edemiyorum. Gerçekten ümitlenmiştik ve elimizden geleni yapabilmek adına büyük şevk duyuyorduk ancak İbrahim Altınsay'dan faydalanamadan mevcut kadro ile devam etme fikri inanın hiç bir şey ifade etmiyor artık.


*Ekleme: yazıdan sonra öğle saatlerinde İbrahim Altınsay'ın yaptığı yazılı açıklamayı da tarihe not düşmek adına buraya iliştiriyorum:


"Taraftarı ve Kongre üyesi olduğum Beşiktaş'ta fahri olarak yürüttüğüm, "Futbol Takımlarının Yeniden Yapılandırılması Genel Koordinatörlüğü" ve "Futbol Komitesi Üyeliği" görevimden ayrıldım. İstifamla ilgili spekülasyonları önlemek, konuyu gündemden mümkün olduğunca çabuk kaldırmak ve kapatmak için ilk ve son kez bir açıklama yapmayı gerekli gördüm.

Göreve gelir gelmez gece gündüz çalıştık ve kısa zamanda ortaya bir "Yeniden Yapılanma Projesi" çıkardık. Beşiktaş dengeli, gelişmeye açık, dinamik, mücadeleci ve çağdaş bir takım olacaktı. Bunun için, şimdiye kadar Beşiktaş'ta verdiğinden çok alanların tasfiye edilmesi, edilemiyorlarsa "Fulya'da Düz Koşu"ya yollanmaları gerekiyordu. Teknik Direktör bu stratejiye göre seçilecek, Ümraniye ve Özkaynak Düzeni buna göre yapılandırılacaktı.
 
Projeyi uygulamaya başlayınca Başkanımızdan ve Futbol Komitesi Başkanımızdan yeterli desteği göremedim. Projeye ilişkin kuşkular ve kararsızlıklar doğmaya başladı. Son olarak teknik direktör konusunda bilgim ve onayım dışında adımlar atılınca görevde kalmama artık gerek duyulmadığını anladım. Artık bir işlevi kalmayan bu görevden ayrılmak zorunda kaldım.

Üzülerek aldığım bu kararda, komite üyesi öteki arkadaşlarımla ya da bazı yönetim kurulu üyeleri ile olan anlaşmazlıkların etkili olduğu tamamen asılsızdır. Böyle anlaşmazlıkların olduğu tamamen uydurulmuş haberlerdir.
 
"Yeniden Yapılanma Projesi"nin Beşiktaş ve ülke futbolu için tek çare olduğuna inancım tam. Bu yolda atılacak her adımda, istek olursa, elimden gelen her türlü desteği göstermeye devam edeceğim.
 
Konunun böyle kapanmasını diler, saygılar sunarım."

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Kaptan

Fikret Orman yönetiminin özellikle mali anlamda nasıl çok zor bir görevi üstlendiğinin farkındayım. Fakat geçen sekiz yılda sadece mali anlamda saçmalıklar yaşanmadı. Yönetimin saçma sapan demeçleri, çeşitli yöneticilerin karaktersiz davranışları saygınlığımıza gölge düşürdü. Bu arada takım kaptanlığı da bu yozlaşma furyasından nasibini aldı. Fener'e karşı tek maçlığına kaptan yapılan Nobre'lerden, canı sıkıldığında kendini attıran Quaresma'lara kadar birçok karaktersize Sanlı'nın, Rıza'nın, Şifo'nun taktığı pazuband verildi. Kaptanlık ayağa düştü. Ayağa düşen kaptanlığı tekrar önemli hale getirmek Beşiktaş'ın mevcut haldeki enkazını temizlemeye yönelik önemli bir harekettir. Semboliktir.

Uzun zamandan beri Ernst'in kaptan olması gerektiğini düşünüyordum. Eğer önümüzdeki sene takımda kalacaksa takım kaptanımız Fabian Ernst olmalıdır.

Not: Görseli, facebook kapak fotoğrafı boyutunda tasarladım. Bu şekilde isteyen herkes bu imajı böyle kullanabilir. Kullanmak isteyenler bloga ve bu linke referans verirlerse sevinirim.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Kafa Farkı

Nette gezinirken San Siro'nun eski fotoğraflarına denk geldim. Ne kadar güzel, ne kadar estetik bir staddır yarabbi ve 1990'da çatı yapılırken o estetik nasıl bambaşka bir boyuta taşınmıştır. O kolonların tasarımı stadın geri kalanına nasıl uyumludur, nasıl bambaşka fakat aynı dokuya sahip bir stad çıkmıştır ortaya.
Ve tabi ki bizim İnönümüz. Kesinlikle bir tasarıma harikası değildi, zamanın stadlarına göre bir farkı, bir çarpıcılığı yoktu belki ama gerek coğrafi konumu gerekse onu İnönü yapan taraftarıyla her zaman özel bir staddı. Lakin üzerine öyle bir çatı konduruldu ki, hani kuş kondursan bu kadar olur. Tamam ucuza geldi, tamam yeni açığa biraz koruma sağlandı, ama insan o çirkinliğe baktıkça "değer miydi?" demeden geçemiyor. Dünyanın herhangi bir stadına o çatıyı koyun, İnönü'ye ne kadar uyduysa ondan daha az uyamaz.
Milano devleriyle Beşiktaşımızın bütçelerini kıyaslıyor değilim, lakin yeni stad muhabbetinin canlandığı şu günlerde bu "ucuz etin yahnisi" muhabbetinin bizi yine bu manzaraya götürmesinden de tırsıyorum.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Bir peri masalı

Bir varmış bir yokmuş. Yiğidin harman, etiğin her derde derman olduğu bir kara parçası varmış, üç tarafı denizlerle çevrili. Uzak bir adada icat edilen top tepikleme oyununu, ki adına futbol derler, çok severler, onla eğlenirlermiş.

Senelerden bir sene gelir çatar, bu futbol takımlarından birinin İlhan Ekşioğlu adında bir yöneticisi, Cemil Turhan adında bir futbol şubesi görevlisi öğlen yemeği yerlerken başlarlar espriye. 'Abi,' der İlhan Cemil'e, 'Bizim Ankaragücü maçını para versek de kolaylaştırsak ne komik olur di mi?'. Çok güler Cemil buna, çünkü bu ülkede böyle şeylerin olmayacağını herkes bilir. Cemil de der ki, 'Abi menajer bir arkadaşım var Yavuz Ağırgöl, onu arayıp bu esprini anlatmalıyım, o da çok güler buna.' Cemil Yavuz'u arar, sonra bir kahkaha bir kahkaha.

Esprisinin tuttuğunu gören İlhan, Gençlerbirliği maçı için de aynı espriyi yapar. Bu kez Gençlerbirliği'nin kalecisi Serdar Kulbilge'ye, yardımcı antrenörü Cengiz Demirel'e, bir de menajer Mehmet Şen'e yapar bu espriyi. İlhan komedinin kralı olmuştur.

Aynı takımın bir başka yöneticisi olan Şekip Mosturoğlu, İlhan'ı bir gün arar der ki 'Senin esprine seviye farklı bir boyut katıyorum İlhan, izle millet kırılacak.' Şekip yakın arkadaşı Eskişehirli futbolcu Ümit Karan'ı arar, 'Oğlum çok komik bir esprim var!' der. Ümit şüpheli yaklaşır, 'İlhan abinin maç satın alma esprisi mi, abi ona çok güldüm ya ama dinledim onu.' der. 'Yok oğlum' der Şekip, 'bu espri farklı. Ben sana para versem de, siz Trabzon maçında iyi oynasanız nasıl olur' der. Espriyi duyan Ümit, bu yepyeni bakış açısını görünce gülmeye bir başlar, derler ki halen gülmektedir.

Espri kasıp kavurmaktadır. Yine bir gün, Sivasspor yöneticisi Ahmet Çelebi bir gün İstanbul'a gelir, yolda para bulur. Çok terbiyeli olduğu için bu şehrin yeddiemini kim söyleyin de teslim edeyim parayı der. Halk, şehrin belediyesinin takımında oynayan İbrahim Akın namlı çocuğun hem futbolculuk hem şehirde yeddieminlik yaptığını söyler. Ahmet Çelebi de gider parayı İbrahim Akın'a teslim eder. O sırada muhabbete dalarlar. Esprinin popülerliğinden dem vuran Ahmet Çelebi İbrahim'e 'Oğlum düşünsene, bu parayı sana Fenerbahçe maçında kötü oyna diye verdiğimi'. Espri bambaşka bir boyut kazanmıştır, İlhan kendi takımının oynadığı maçla ilgili, Şekip kendilerini ilgilendiren maçla ilgili espri yaparken, Ahmet bambaşka bir takımla ilgili espri yaparak İbrahim'i kırıp geçirmiştir.

Ülkedeki etik anlayışı çok üst düzey olduğundan bu esprileri duyan ve yağdırmayı seven Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu, masalımızda adı geçen herkese ceza yağdırır. Her şey bir espriden ibaret olduğundan, esprilerin hepsiyle ilgili olan kulübe ses eden çıkmaz. Oy çokluğuyla.

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.


Bu da mı ne? Gelsenkirchen derler adına da Türki dillerde bazen şu isimle anarlar.

Yersen kirchen.





31 Mart 2012 Cumartesi

Ne Bekliyoruz?














Bu yazıyı Yıldırım Demirören'in Beşiktaşı bırakacağı kesinleştiği gün, yeni başkanımızdan ne bekliyoruz sorusunu irdeleyecek şekilde yazmak istiyordum ama araya giren iş yoğunluğu ve biraz da isteksizlik nedeniyle ancak bu gün, yeni başkanımızın belli olmasından bir hafta sonra adresi belli bir şekilde yazıyorum.

Geride adeta bir enkazın bırakıldığı, takımın maddi manevi tümüyle içinin boşaltıldığı, rekor seviyede borçlanmaya rağmen (hani diyorlar ya barcelona'nın da çok borcu varmış!) sportif açıdan neredeyse hiç bir başarının yakalanamadığı travmatik bir dönemi geride bırakmak niyetiyle yola çıkmak durumundayız. İçinde bulunduğumuz ekonomik buhranı, gelirlerimizin ipotek altına alınmış olmasını, takıma olmasa bile kulübe, camiaya adeta küsen taraftarları ve içinde bulunduğumuz dönemin global kriz koşullarını hesaba katarsak gerçekten çok zor günler bizi bekliyor.

İçinize sinsin sinmesin, kendisini tanıyalım ya da tanımayalım, daha önce Yıldırım Demirören'le birlikte çalışmış olsun olmasın; Fikret Orman'ın adaylığı bu çerçevede çok önemliydi ve benim de içinde bulunduğum bir çokları için "tutunacak bir dal" anlamına geliyordu. İbrahim Altınsay'ın da dediği gibi şartların bu kadar kötü olduğu bi durumda uçağı en azından çakılmaktan kurtarmak ve yükselişe geçiremese bile uçuyor hale getirmesi dahi bizim için şu an çok önemli. İşte bu nedenle Fikret Orman'a şu aşamada destek olmalı ve en azında bir süre yapmaya çalıştıklarını anlayana kadar elimizden gelen katkıyı sağlamalıyız.

Peki uçurumun kıyısındaki Beşiktaşı düzlüğe çıkartmasını umduğumuz başkanımızdan ne beklemeliyiz? Etrafta uçuşan o kadar çok düşünce, o kadar farklı temenni ve beklenti var ki, artık allak bullak olan zihinlerin biraz sakin kafayla düşünmesini sağlamak lazım ve ekonomik kalkınma eksenli stratejik plan ile akılcı ve mantıklı bir yönetim için yapılması gerektiğine inandıklarımızı tartışmalıyız.

Kafamızı kaldırıp biraz dışarıya baktığımızda Beşiktaşın bu durumunun ne ilk ne de son olmayacağını anladığımız bir çok örnekle karşılıyoruz. Çeşitli nedenlerden ötürü yakın zamanda Juventus'tan Benfica'ya Borussia Dortmund'dan Glasgow Rangers'a bir çok Avrupa devi benzer senaryolarla karşılaştı ve bir çoğu hala büyük mücadele içinde. Bu takımların genelde ekonomik sıkıntılar nedeniyle düştükleri krizlerden kurtulma yolunda attıkları adımların incelenmesi bence yapılacak işlerin başında geliyor. Global senaryoların lokal durumlara uyarlanması her zaman doğru sonuç vermese de bir çok ülkede futbol ekonomisi denklemini oluşturan parametreler benzer ve denkleme yakın ağırlıklarda etki ediyorlar. Yazının sonunda linkini bulabileceğiniz Bağış Erten'in tam bir sene önce yazdığı Borussia Dortmund incelemesi* bizim için önemli ip uçları barındırıyor. Tamamını okumanızı önerdiğim bu yazıda özetle ne anlatılmak isteniyor ve biz önümüzde kanlı canlı duran bu örnekten neler çıkarmalıyız?

2002 senesinde kazandıkları lig şampiyonluğu ve UEFA kupası finali oynamanın verdiği güvenle borsaya açılan, şampiyonlar ligi gediklisi olma hayali ve o kanaldan gelecek olası kaynaklar üzerine kurulan şişirilmiş bir bütçe ve yüksek maaşlı transfer harcamalarının başını çektiği ağır ödeme planı sonucu Dortmund kulübü çok değil iki sene içinde stadını satan bir takım haline gelmişti. Dibi gördüler, tireyip kendilerine geldiler ve inanılmaz katı kurallar ile önce bankalar nezdindeki çok kötü imajlarını, borçlarını düzenli kapatarak çözdüler, sonra stadlarına geri kavuştular. Pek para getirmese de sattıkları büyük isimli oyuncuların yerine alt yapıdan olsun olmasın düşük maaşlı oyuncular koyarak yollarına devam ettiler ve şu an bulundukları konuma kadar geldiler. Tabii buraya kadar gelirken dört sezon boyunca lige 7.lik ve 13.lük arası gezindiler. Bu masal gibi gelen hikayenin rakamlarla desteklenmiş ayrıntıları için yazının tamamını okuyabilirsiniz.
Şimdi dönelim Beşiktaşa ve bizce yapılması gerekenlere.

Bahsedecek çok konu var ama bence en önemlilerine madde madde değinerek beklentilerimi özetlemeye çalışacağım.

- Hesap Sormak: Fikret Orman dahil olmak üzere bundan sonra başkanlık koltuğuna oturmak isteyeceklere örnek olması amacıyla da eski yönetim kurulundan hesap sorulması, sağduyulu Beşiktaş taraftarlarının en büyük beklentilerinden biri. Ortada resmen kulübü kendisine borçlu göstererek koca bir camiayı tehdit eden, bu tehdit sayesinde üst üste seçimler kazanan bir başkan ve ehil olmadığı konularda çok kötü kararlar alarak kulübü her açıdan geriye götüren bir yönetim kurulu var. Dünyanın neresinde hangi sektörde olursa olsun bu ekipten bu işin hesabı sorulur, Beşiktaş niye bu faicaya seyirci kalsın? İzansın harcanan, peşkeş çekilen gelirlerin hesabını mutlaka sorumluları vermeli, Beşiktaş taraftarı değil!

- Finansal Reform: Kredi kullanmadan kısa ve orta vadede ilerleme kaydedemeyiz. Ancak şu an kredibilitemiz o kadar kötü seviyedeki ki çok fahiş faiz oranları ile rica minnet kredi alır durumdayız. Bir kuruşun bile çok önemli olduğu şu zamanda olası her gelir ivedilikle bankalara olan borçlarımızı disiplin altına alıp eritme yolunda kullanılmalı iki ilerideki dönemde daha makul krediler kullanıp ondan sonra mali açıdan kendi ayakları üzerinde bir bütçe yaratmaya çalışalım.

- Küçülme - Öze Dönüş Efsanesi / Hikayesi: Seçim öncesi ve sonrası dile gelen ve çok spekülasyona maruz kalan konulardan biri de buydu. Yok efendim kulüp küçülemezmiş, yüz kusür yıllık mazisi olan tarihi çınar büyüyerek yoluna devam etmeliymiş. Küçülmekten ne anladığınızı bilmiyorum ama vermeden almak diye bir şey yok artık. Amatör şubelerin kapatılmasından bahsetmiyorum zira bu camianın önemli görevlerinden biri de bu şubelerde var olup ülke sporuna katkıda bulunmak. Açıkcası kapanmış bir voleybol şubesindense ikinci ligde mücadele eden bir voleybol takımı arzularım. Küçülmek derken yine pastanın büyük kısmını işgal eden futbol takımının görece küçülmesinden bahsediyorum ama bunu yaparken de romantiklerin rüyalarındaki "sürün sahaya 11 alt yapı oyuncusu" heyecanına kapılmıyorum. Beşiktaşın önceliği şu sıralar medyada yer aldığı gibi ne teknik direktördür ne de yabancı kalecidir. Her kuruş harcama karşımıza borç olarak dönerken kimse yerli yabancı teknik direktörden bahsetmesin. Beşiktaşı şu an düzlüğe çıkaracak şey kaliteli teknik direktör ve oyuncudan çok kısılmış harcamalardır. Bu nedenle önümüzdeki seneler sportif başarı beklentisinden uzak, alt yapı oyuncuları ile desteklenmiş düşük maliyetli az sayıda yabancı oyuncu ile oluşturulacak bir takım ve bu takımı motive edip bir sistem takımı haline getirebilecek (yerli yabancı farketmez) bir hocaya yönelinmelidir. Bunun için yine çok uzağa gitmeden Bundesliga'dan Lucien Favre, Mirko Slomka ve Jürgen Klopp gibi isimlerin bütçeleri ve sistemlerini incelemek gerekir.

- Maç Günü Gelirleri - Stad Projesi: Beşiktaşın şu an elle tutulur tek gelir kaynağı yayıncı kuruluşun ödemeleri olarak gözüküyor. Sadece bu kalem üzerine sağlıklı bir bütçe inşa etmek imkansız. Stadyumun yenilenmesi çok elzem olmakla birlikte hala belirsizliğini koruyan bir konu. Yeni stad yapılsın ya da yapılmasın maç günü gelirlerini arttırmak zorundayız. Taraftarın tekrar maçlara çekilmesi, "Wir zind Borussia" gibi bir kampanya ile camianın gerçek sahiplerinin takıma sahip çıkmasını sağlayarak önümüzdeki sezon kısa vadede iyi bir kaynak yaratabiliriz. Kombine satışında tarihimizin en kötü sezonunu şaka gibi bir rakamla geride bıraktık. Bu başarısızlıkların nedenlerini iyi araştırıp tribünlerle kavgalı durumdan çıkıp iç barışı sağlayarak taraftarların maddi desteğini de arkamıza almalıyız.

- Ek Gelir Kaynakları Yaratmak: Kartal yuvası faciasını bir an önce bitirip, profesyonellerin müdahil olacağı bir yapılanma ile kulübe nakit akışı sağlayacak yeni bir perakende ağı oluşturmalıyız. Beşiktaş taraftarından bir Fenerium başarısı beklemesek de şu anki gelirlerin çok daha üzerinde bir katkı sağlayabiliriz. Ayrıca hala düzgün bir şekilde hayata geçmemiş taraftar kart projesi yine tamam mı devam mı sezonu olacak önümüzdeki senede bize nakit katkısında bulunabilir.

- Profesyonellerden Yardım Almak: Bundan kastım Mendez gibilerinin oyuncağı olmak değil, yönetim kurulunu oluşturan ekibin kendi içinde doğru iş bölümü yapmasıdır. Sırf Beşiktaşı tuttuğu için yönetim kuruluna giren ama üç koyunu bile güdemeyecek yeteneği olmayan insanlardansa Fenerbahçeli, Galatasaraylı profesyonellerin kulüp içerisinde görev almasını tercih ederim. Belli ki; futbol şubesinde, medya ve kamuoyu ilişkilerinde, finansal yönetimde ve ticari yatırım organizasyonlarında büyük eksikliklerimiz var. Yönetim kurulunda olsun olmasın bu konuda bize yardımcı olabilecek herkesden yardım alabilmeliyiz, beşiktaşlıydı değildi komplekslerine girmeden.

Yazıyı daha fazla uzatmadan, bu kaotik dönemde elini taşın altına koyan yeni yönetim kurulumuza teşekkür edip, yukarıda saydığımız kritik konular hakkında atılacak adımların takipçisi ve destekçisi olacağımızı belirtirim.
Kulübü düzlüğe çıkarmanın en kritik noktası mali yaptırımlar ve Fikret Orman'ın bu konuya ivedilikle eğileceğini tahmin ediyorum. Umarım camiadaki cahillerin eleştirilerine ve kulübün en ücra köşesine kadar sinmiş eski başkanın şakşakçılarının engellerine takılmadan kendi programlarını uygulayabilirler.

Zaman kaçma zamanı değil, Beşiktaşa sahip çıkma zamanı!

*http://goo.gl/MDNXA

3 Şubat 2012 Cuma

Biri diyor Çanakkale Boğazı diğeri anlıyor...



Teşekkürler Güntekin Onay, ne yazık ki senin gibi Beşiktaşlıların sayısı çok azaldı.

27 Ocak 2012 Cuma

Rıdvan Akar'ın Forza'da Sansürlenen Yazısı

Bu güzel yazı Forza'da sansürlenmiş. Aferin(!)

"Beşiktaş taraftarı olarak bizler kendimizi Çarşı olarak bilinen o büyük şemsiyenin altında hissederiz. Zira Çarşı pek çok konuda bizim adalet ve vicdanımızla örtüşen bir duruş sergilemiştir. Bunun son örneği Van için gösterilen duyarlılıktı.

Ancak saygınlık zor kazanılan ama çabuk kaybedilen bir haslettir.

Çarşı’nın Pluton’dan Eto’o’ya, nükleer santralden Hasankeyf’e kadar pek çok konuda gösterdiği hassasiyeti kendi “varlık nedeni” ile yani Beşiktaş ile de göstermesini beklemek hakkımızdır.

Eğer sevdalısı olduğunuz kulubün başkanı şike soruşturması sürecinde Fenerbahçe’yi kurtarmayı kendisine görev edinmişse, eğer sevdalısı olduğunuz kulübün başkanı doğruları dile getiren -geçmişten beri dost olduğumuz- Altay kulübünün başkanına “otur, haddini bil” demişse ve en beteri de sevdalısı olduğunuz kulübün başkanı “Fenerbahçemiz” sözcüğünü böylesine keyfiyet içinde kullanabiliyorsa, Çarşı’nın da bir tepki göstermesini beklemek hakkımızdır.

Aksi takdirde “Çarşı’nın neye karşı” olduğunu sorgulamaya başlarız ki o takdirde Çarşı’yı “asi” yapan o A mahsun kalır...

Kusura bakmayın arkadaşlar, geçmişte çokça sorgulanan ve sizleri de çok rahatsız ettiğini bildiğim, “Çarşı–yönetim” iddialarını boşa çıkarmak içir tarihi bir fırsat elinizdedir. Bu fırsatı harcamamanızı tavsiye ederim.

En azından o Denizli maçında dayak yiyen Beşiktaşlılar için isterim.

Benim duruşum ise şudur: Statta iki elimi havaya kaldırır ve çapraz sallarım:

YETER DEMİRÖREN!"


http://subjk.blogspot.com/2009/10/kimliginiz.html

16 Ocak 2012 Pazartesi

Beşiktaş Forvetleri

Alican'ın verdiği fikirle Bursa maçından sonra böyle birşey yapmaya karar verdim, bir iki saat içinde yapıp bitirdiğimden çok kaliteli olmadı ama genel olarak bir fikir verir. Sene sonunda (veya play-off'dan önce) daha kallavisini yaparım inşallah.


8 Ocak 2012 Pazar

İnönü Bizimdir...


Not: Gerçek boyutlu hali (1920x1200) için imajın üzerine tıklayınız.